İ - I Harfi | Kitap Özetleri,Kitap özeti,kitaplar,Kitap Oku,E-Kitap,Kitap İndir

Kitap Özetleri,Kitap özeti,kitaplar,Kitap Oku,E-Kitap,Kitap İndir

Kitap özetleri - Kitapözetleri - kitaplar - roman özetleri - hikaye özetleri - E Kitap - Kitap Oku

İ - I Harfi’ kategorisi için arşiv

KİTABIN ADI : İBN BATUTA SEYAHATNAMESİ’NDEN SEÇMELER

KİTABIN YAZARI : İBN BATUTA

YAYIN EVİ : MİLLİ EĞİTİM BASIM EVİ

YAYIN ADRESİ : İSTANBUL

BASIM YILI : 1971

KİTABIN KONUSU : İbn Batuta adlı bir gezginin Anadolu ve çevresinde yapmış olduğu seyahatleri konu alıyor.KİTABIN ÖZETİ : Türk illerindeki ilk ziyareti Alanya olmuştur. Burada Kadı Celalettin ile birlikte Alanya beyinin yanına gittiler. Bir süre görüştükten sonra Antalya’ya gitti. Antalya Sultanı Yunus Bey’in oğlu Hızır Bey’in hastalığını öğrenince onu ziyarete gitti. Antalya’dan sonra Burdur’a geçti. Burada belde hatibinin evinde kaldıktan sonra Isparta’ya doğru yola çıktılar. Belde kadısının evinde misafir oldu. Daha sonra Eğirdir’e gitti. Dündar Bey’in oğlu Ebu İshak Bey’in yanında konakladılar. Burada kaldıkları süre içerisinde beyin bir çocuğu ölür ve ölünün ardından yapılan feryatların fazla olmadığı dikkatini çeker. Eğirdir’den sonra Gölhisar’a giderler. Burada ahilerden olan Ahi Sinan’ın yanında kaldılar. Denizli’ye geçtiler. Denizli hükümdarı Yenenc Bey’in oğlu Murat Bey’in misafiri oldular. Bir kervanla zamanın kuvvetli kalesi olan Tavas’a gittiler ve orada Milas’a yol almak maksadıyla kaldılar. Milas’ta Ahi Ali’nin dergahında kaldılar ve Konya’ya gittiler. Burada Şeyh Celalettin (Mevlâna)’nin türbesini de ziyaret ettiler. Buradan çok memnun olduklarını anlatmaktadır. Ayrıca Konya’da Mevlâna’nın hocası olduğu söylenen Ahmet Fakih’in kabri bulunmaktadır. Daha sonra Karaman’a geçerler. Karaman beyi Sultan Bedrettin ile tanışır ve daha sonra Aksaray’a oradan da Niğde’ye geçerler. Niğde’de bir ahi olan Emir Ali’nin yanında kaldılar. Buradan Sivas’a geçerler. Sonra Amasya’ya gittiler. Oradan da Erzurum’a gittiler. Burada, gelen misafirleri 3 gün ağırlamak o yöre halkı için bir gelenek haline gelmişti ve onlarda bu süre kadar Erzurum’da kaldılar. Daha sonra Birgi’ye gittiler. Mehmet Bey, kadı ve hafızlarla bir toplantı yapıyorlardı. İbn Batuta da bu toplantıya katıldı. Yalnız bir olay vardı ki bu olay onu çok sinirlendirmişti. Bir Yahudi hekim bu toplantıya katılmış Bey’in önündeki sedire oturarak hafızları arkasına almıştı. Bunun üzerine hekime bağırmış hekim de oradan ayrılmıştı. Oradan Aydınoğlu’na bağlı bir şehir olan Tire’ye daha sonra da Ayaslug (Selçuk)’a geçtiler. Buradaki Ulu Cami’den bahsediyor. Bu eşsiz eserin dünyada bir örneğinin olmadığını anlatıyor. Buranın hâkimi Aydınoğlu Sultan Mehmet’in oğlu Hızır Bey’dir. Buradan İzmir’e geçtiler. İzmir’de Şeyh Yakup’un yanında kaldılar. İzmir’in beyi olan Ömer Bey’in kurduğu donanma ile yaptığı akınları ve bu akınlar sonucunda topladığı ganimetleri büyük bir cömertlikle halkına dağıttığını anlatıyor. Böyle davranması Rumları çileden çıkarır ve bunun üzerine Rumlar Ömer Bey’e savaş açarlar. Ömer Bey ve askerleri şehit olur. Şehrin ele geçirilmesine rağmen kale dayanıp düşmez. Manisa’ya gider. Buranın hâkimi Saruhan’dır. Buradan Bergama’ya geçer. Buranın hâkimi Yahşi Han’dır. Bergama’dan Balıkesir’e geçti. Buranın hâkimi Demir Han’dır. Buradan Bursa’ya gittiler. Bursa’daki kaplıcaların hastalara iyi geldiğini anlatıyor. O zamanın Bursa hükümdarı Sultan Orhan Bey’dir. Bursa’dan Mudanya’ya gitmek üzere ayrılırlar. Yanlarında bir de rehber bulunuyorudu. Ancak rehber, para istediği halde verilmemesi üzerine onları karın ortasında terk eder. İbn Batuta arkadaşlarını rehberin terk ettiği yerde bırakarak yardım bulmaya gider. Bir tekke bulur ve oradaki insanlardan yardım alarak karın ortasından arkadaşlarını kurtarır. Tekkede bir hacı ile tanışırlar. Hacı bunların dilini (Arapça) bildiğinden iyi anlaşırlar. Bu sebeple hacının kendileriyle Mudanya’ya kadar gelmesi için ikna eder. Yolculuk sırasında hacının ne kadar bencil olduğunu öğrenirler. Ancak ona itibar ettiklerinden birşey yapmazlar. Nihayet Bolu’ya varırlar. Burada bir gece kaldıktan sonra Gerede’ye gittiler. Şehrin hâkimi Şah Bey’dir. Bu şehirden Kastamonu’ya geçtiler. Buranın hükümdarı Süleyman Padişah’tır. Kastamonu’dan sonra Sinop’a gittiler.burada namaz kılarken Hanefi mezhebine bağlı kişiler tarafından dikkat çekildiler. Çünkü Hanefiler onların namazı nasıl kıldıklarını bilmiyorlardı ve onları Şii’lerden zannediyorlardı. Bir test uyguladılar ve onların Maliki mezhebine bağlı olduklarına inandılar. Bu test tavşan yeme ile ilgiliydi. Onlar tavşanı pişirip yiyerek Maliki mezhebinden olduklarını kanıtlamış oldular. Çünkü Şii’ler tavşan yemiyordu. Anadolu’dan sonra Kuzey Türk illerine geçtiler. Önce Kırm’a gittiler. Halk hristiyan idi. Onlar müslüman olan halkın yanında kaldılar. Kırım’ın hâkimi Özbek Han’dır. Burada dolaşırken dört bir yandan gelen çan sesleri İbn Batuta’yı ürkütür. Bunun üzerine ezan ve Kur’anıkerim okutur. Kırım’daki hatunlardan bahseder. Hatunlara ait ayrı arabalar ve cariyelerin olduğunu anlatıyor. Büyük Hatun adı altında bir kadın, hükümdarın en çok sevdiği ve halkın da saygı duyduğu bir bayandır. Özbek Han’ın kızının ne kadar keremlive ahlâklı olduğunu anlatıyor. İki oğlundan büyüğünün ülkeyi iyiy yönetemediği için öldürüldüğünü, onun yerine küçük oğlunun geçtiğini ve daha iyi yönettiğini anlatıyor. Kırım’dan sonra İstanbul’a geçer. İstanbul’a Özbek’in bir Bizans prensesi olan karısının maiyetiyle birlikte gider. Haliç’in üzerinde o zamanlarda bir köprü olduğunu ancak kötü durumda olduğundan karşıdan karşıya geçerken kayıkların kullanıldığını anlatıyor. Büyük Kilise olarak adlandırılan Ayasofya’nın hristiyanlık âleminin en büyük ve gösterişli kilisesi olduğundan bahsediyor. İmparatorun Papa’nın bu kilisede bulunduğu müddetçe her sabah ve akşam huzuruna gidip selâmladığını anlatıyor. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Özbek Han’ın bulunduğu şehre döndüler. Hükümdarın iyi dileklerini alarak ayrıldılar. Kuzey Türk illerini de gezdikten sonra Güneydoğu Anadolu’ya geçtiler. Burada öonce Musul’a gittiler. Burada bulunan ve Hedba olarak anılan kalenin sağlamlığıyla tanınmış büyük bir kale olduğunu anlatıyor. Musul’un hâkiminin Haydar lâkabı ile tanınan Şemsettin Muhammet oğlu Alâattin Ali’dir. Hükümdar, Musul halkı gibi tatlı dilli, olgun ve yabancıları seven insandır. Musul’dan sonra Cizre, Nusaybin, Sincar, Dara’yı da dolaşarak Mardin’e geldiler. Buradaki kalenin diğer tanınmış kalelerden biridir ve dağın tepesinde kurulmuştur. Şehrin hâkimi Melik el-Mansur’dur. Bu hükümdarında diğerleri gibi cömert ve yabancılara karşı misafirperverliğinden bahsediyor. İbn Batuta Güneydoğu Anadolu’yu da gezerek Anadolu seyahatini tamamlamıştır.KİTABIN ANA FİKRİ : Kitapta da sık sık bahsedildiği gibi kapımıza gelen tanrı misafirleri, iyi olduğuna dair bir kanaat getirdirten sonra, evimize almalı onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamalıyız. Bu gelenekten de geldiği gibi bir insanlıktır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Öncelikle hükümdarların yapmış olduğu cömertlikler çok güzel bir davranıştır. Yanlız hacının ve rehberin orada yapmış olduğu işler hiç de hoş karşılanacak şekilde değil. Bilmiyorum ama belki de ben öyle bir durumda dayanamaz onlara bir ceza vermeyi düşünebilirdim.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap gayet akıcı. Anlaşılır bir dille yazılmış. Olaylar sırasıyla birbirini takip ettiğinden okuyucuyu kitaba daha kolay konsantre olmasını sağlıyor. Ayrıca kitap Türk misafirperverliğinden ve cömertliğinden bahsetmesi okuyucunun kitabı okuma isteğini daha da artırıyor.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ : 24 Şubat 1304’te tancada doğmuştur. Tam adı Ebu Abdullah Muhammed Bin Abdullah El-Levati Et-Tanci İbn Batuta’dır. Orta çağın en ünlü gezginidir. Birçok kadı yetiştirmiş bir ailenin çocuğuydu. Doğduğu yerde aynı zamanda fıkıh ve edebiyat öğrenimi görmüştür. 21 yaşında ilk olarak Mekke’ye gitmiştir. Başlangiçta amacı hac görevini yerine getirmekti. Yalnız içinde bir gezi isteği uyandı ve “hiçbir yoldan iki kez geçmeme” kuralını benimseyerek dünyanın olabildiğince çok yerini gezmeye karar verdi. Genellikle ticaret, hac ve öğrenim gibi amaçlarla dolaşan çağdaşlarının tersine, yeni ülkeleri ve halkları tanıma güdüsüyle yola çıktı. Önceleri bir bilgin oluşundan, zamanla da gezgin olarak elde ettiği ünden yararlanarak, gezginliği aynı zamanda bir geçim kaynağı yaptı. Birçok hükümdar, vali ve yüksek görevliden aldığı cömert yardımlarla gezilerini aksatmadan sürdürme olağanı buldu.

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ

1) ROMANIN KONUSU:

1789 Fransız ihtilalinin yaşandığı dönemde bir markinin yeğeni olan Charles Darnay’ın Lucie Manette ile evlenip Londra’ya yerleşmesinden sonra bir takım nedenlerden dolayı Paris’e dönmek zorunda kalması, burada soylu bir aileye mensup olduğundan dolayı hapse atılması sonucunda bu durumu öğrenen eşi Lucie’nin ve Lucie’nin babasının Charles Darnay’ı kurtarmak için verdikleri mücadele romanın konusunu oluşturmaktadır.
(more…)

Yüzleri Arayan Adam Ilgın OLUT

1.KİTABIN KONUSU :

Ölümün ve aşkın insan üzerindeki etkisi.

2.KİTABIN ÖZETİ :

Başarılı bir tıp öğrencisi olan Efe daha önceden birlikte olduğu Sevi’yi Ankara’da bir trafik kazasında kaybeder. Efe bunun etkisinden 3-4 yıl kurtulamaz. Daha sonra Çiğdem’le tanışır. Tabi Efe bu arada tıpı bitirip doktor olmuştur. Çiğdem ile hiç yaşamadığı duyguları tadan Efe ona iyice bağlanır. Evlenme hazırlıkları yaparken gelen bir telefon Efe’nin kumar borcu olduğunu söyler. Çiğdem de buna inanır ve borcu ödemek için adamı eve çağırır, gelen adam Çiğdeme’e zorla sahip olur ve Efe’yi öldürmekle tehdit eder. Bu pişmanlıkla İstanbul’a ailesinin yanına kaçar. Efe’nin tüm bu olanlardan haberi yoktur. İstanbul’a Çiğdem’in yanına giden Efe Çiğdem’e neden kaçtığını sorunca Çiğdem herşeyi anlatır. Asıl terslik Efe’nin hayatında hiç kumar oynamamış olmasıdır. Bütün bu olanların, daha sonra polislerden öğrenir bu pisliği yapan bir sapıktır. Efe ikinci defa sevdiği insanı kaybetmesi ile ruhsal açıdan çöker ve tedaviye başlar. Efe’nin doktorunun ve stajyer öğrencisinin çabasıyla Efeyi iyileştirmeye başlarlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :

Aslında dünyanın en mantıklı insanları bile zaman zaman mucişzelere inanmak isterler.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

EFE :Başarılı bir öğrenci be doktor, karşısındaki ansana değer veren duygusal.

ÇİĞDEM :Dağınık olmasına rağmen başarılı, çok güzel ve çekici bir kadın.BURÇAK :Ufaklığından beri psikiyatrist olmak isteyen meraklı, araştırmacı, hocasıyla evlenen bir kadın.TEOMAN :Efe’nin doktoru, başarılı ve yardım sever Efenin iyileşmesinde en etkili rol sahibi.OLAYLAR :Kitapta geçen tüm olaylar zaten yaşanmış çok zor ancak gözümüzde böyle olayların olmaması da imkansız değildir.ŞAHISLAR :Kitapta seyreden olayların gerçek olması kişilerinde gerçek olduğuna kanıttır.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Sıradışı yaşanmış gerçek ,bir hikaye belki de yazarın deyimiyle bir efsane karşılıklı ilişkilerin, üniversite yaşamının ve hasta ile doktor arasındaki diyaloğu anlatan akıcı, nefes kesen, heyecan verici bir kitap.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

1969 yılında İzmir’de doğdu.1987’de Bornova Anadolu Lisesi’ni 1993’te Cerrahpaşa İngilizce Tıp Fakültesini bitirdi. Hacettepe Üniversi’nde İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji İhtisası yaptı. Asistanlığı sırasında yazdığı ilk romanı büyük ilgi uyandırdı va 2000 yılı, Dünya Aktüel Ödülleri Çok satan roman Ödülünü aldı.Yüzleri Arayan Adam ikinci romanıdır.

Ilgın OLUT-NEVA

KİTABIN ADI :NEVA

KİTABIN YAZARI :Ilgın OLUT

YAYIN EVİ VE ADRESİ:Dünya Yayıncılık/İSTANBUL

BASIM YILI :1998

1-KİTABIN KONUSU :

Kitapta çok genişçe yer verilmekte olan gençlik yılları sendromu yaşanmaktadır.Yazarın bunu bu kitapta ne kadar iyi işlediğini görmakteyiz.Sonu acıda bitse kitap bize gençlik yıllarındaki bir erkek ve kızın ilişkilerini tam anlamıyla anlatıyor.

2-KİTABIN ÖZETİ :İlk olarak yolculuğumuza İzmir’de başlıyoruz.Lise yıllarındaki dört delikanlıyı tanıyoruz.Hepsinin kendine göre hayalleri var.Bütün gençler şehirlerindeki bir üniversitede okumak istiyor.Ama Ilgın illede İstanbul’u istiyor.Babasıda ünlü bir doktor olan Ilgın İstanbulda bir tıp fakültesini kazanıyor.İlk dört senesi çeşitli deneyimlerle geçiyor.Hep hayalindeki gerçek kızı arıyor.En sonunda istediği gerçek kızı Neva’yı buluyor.Birlikte çok mutlu oluyorlar.Hatta işleri o kadar ciddiye vardırıyorlar ki ailelerinide tanıştırıp nişanlanıyorlar.Tan evlenme arifesindeyken Neva’nın gençlik yıllarında yaptığı çok küçük bir hatadan kavga ediyorlar ve Neva intihar ediyor.Ilgın doğal olarak yıkılıyor ve kitap sona eriyor.

3-KİTABIN ANAFİKRİ :Kitapta verilmek olan çok kuvvetli iki olay var.Birincisi kesinlikle başkalarını geçiş olan gençlik hataları yüzünden yargılamayın.İkincisi hayata bakarken daha geniş bir pencereden uzanın.

4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Olaylar ve şahıslar yazar tarafından çok ince elenip sık döşensede akıcı kitap içerisinde çok iyi ayırt edilebiliyor.

5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

Bana göre kitap konusu bakımından çok güzel bir kitap.Güzel olmasının iki nedeni var.Birincisi verilen olayın gerçekten alınmasıdır.İkincisi yaşanılan olayların herkesin başına gelinebilir olmasıdır.

6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :

Yazarın fazla bir yazarlık deneyimi olmadığını okuyan herkes anlayabilir.Ama yazar kitabında çağrışım tekniğiyle yazması hatasını azda olsa örtüyor.Yazarımız İzmir doğumludur.Bu kitap onun ilk denemesedir.Halen Ankara’da doktorluk yapıyor.

İpek Ongun Afacanlar Çetesi

KİTABIN ADI Afacanlar Çetesi

KİTABIN YAZARI İpek ONGUN

YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Yayın Evi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Ocak 2000

KİTABIN YAYIM MAKSADI İlkokul Seviyesindeki Çocukların Arkadaşlık İlişkilerini Yönlendirmek

KİTABIN ÖZETİ : Gökkuşağı Savaşçıları; Asena, Berk, Defne, Zeynep, Sinan, Tolga, Argun ve maskotları Ahbap Birbirlerini candan seven, birbirleri için hiçbir şeyi yapmaktan kaçınmayan, her zaman iyi şeyler yapmak isteyen, haşarı, heyecanlı bir grup ortaokul öğrencisi, çocuk çetesi ve onların birlikte yaşadığı olaylar. Asena ve arkadaşları rehberlik dersi öğretmenleri Onur öğretmenin okullarının 100. Yılı ile ilgili bir şeyler düşünmelerini istemesi üzerine Asena’nın evinde toplanıp nasıl bir şey yapılacağını düşünmeye başlarlar. Defne yapılacak şeyin hem yararlı hem de güzel olmasını düşünerek kütüphanenin en iyi fikir olacağını düşünür. Okullarında kütüphane yoktur. Bu fikir savaşçılar tarafından çok beğenilir ve bu fikirlerini Onur öğretmene anlatırlar. Onur öğretmen bu fikri çok beğenir ama yapılması düşünülen kütüphane gerçekten çok masraflı ve zor bir iştir. Bu yüzden müdür beyi ikna etmek gerçekten zor olacaktır. Defne’nin aklına okulun arkasındaki küçük metruk ev gelir ve bunu öretmenine söyler. Savaşçılar öğretmenleriyle okulun arkasındaki o eve giderler. Onları okulun bahçıvanı Hasan Efendi karşılar. Fakat bu karşılaşmadan hiç memnun olmamış gibidir. Onur öğretmen o metruk evi çok beğenir. Tam istedikleri gibi bir yer olduğunu görür. Ama bahçıvanın orayı onlara göstermek istemeyişine de bir anlam verememiştir. Onur öğretmen öğretmenler toplantısında bu fikri ortaya atar. Öğretmenlerde bu fikri beğenir. Ama müdür yardımcısı o binanın çok eski olduğunu orada her an bir kaza olabileceğini söyleyerek bu fikri onaylamaz. Bunu öğrenen Gökkuşağı Savaşçıları çok üzülürler, özelliklede Defne. Çünkü fikri bulanda evi gösterende odur. Bir anlam veremedikleri bu olaya inanmak istemezler. Aradan birkaç gün geçtikten sonra savaşçılardan biri olan Zeynep o evi tekrar görmeye karar verir. Eve yaklaşınca iki kişinin birlikte konuştuğunu görür ve gizlice onları dinler. Konuşanlardan biri Hasan Efendi’dir. Ama diğerini tanıyamaz. Bu olayı hemen savaşçılara anlatır. Savaşçılarda bu olayı incelemeye karar verirler. Berk ve Asena birkaç gün sonra gizlice eve girerler. Fakat evde çok önemli bir şey yoktur. Bir çalışma masası ve büyük bir şömine vardır. Berk şöminenin içine girer ve orda gördüğü halkayı kendine doğru çeker. O anda gizli bir geçit açılıverir. Berk şaşırmıştır. Tam geçide girerken Asena ıslık çalarak bahçıvanın geldiğini haber verir. O da geçidi kapadıktan sonra hemen evden çıkar. Koşarak okula giderler. Bu önemli olayı savaşçılarla paylaşmaları gerekiyordur. Bu olaydan sonra hemen toplantı çağrısı yapılır. Aynı akşam Asena’nın evinde durumu tartışırlar. Ve oraya bir kez daha girmeye karar verirler. Bahçıvanın orda olmadığı bir gün gizlice eve girerler. Gizli geçidi açıp sonuna kadar giderler. Tünelin sonunda merdivenlerden inince gizli bir iskele görürler. Çok şaşırarak oradan ayrılırlar. O esnada evin içinde ki masayı kurcalarken gizli bir köşesinde bir defter bulurlar onu da alıp oradan ayrılılar. Artık okulda bazı kötü işlerin döndüğünü anlamışlardır. Böylece Hasan Efendi’yi takibe almaya karar verirler. Savaşçılardan biri müdür yardımcısının okuldan çok hızlı çıktığını görüp onu takip etmeye kararverir. Onu pek tekin olmayan bir semtte ki lunaparka girerken görür. Kışın ortasında orada ne işi vardır diye düşünüp içeri girer. Onu biriyle konuşurken görür. Bu durumu arkadaşlarına anlatır. Sonunda bu işin çok tehlikeli bir olay olduğuna ikna olurlar ve Hasan Efendi’yle müdür yardımcısını suçlayacak kuvvetli delilleri olmadığını görürler. Onun için Asena o metruk evi bir gece gözlemeye arkadaşlarıyla birlikte karar verirler. Kararlaştırdıkları gece dedesine arkadaşı Sinan’da kalacağını söyler ve o eve gider. Güzel bir yere gizlenir. Gecenin ilerleyen saatlerinde denizden bir motor sesi duyulur. Saklandığı yerden çıkıp denizin kenarındaki ağacın üstüne çıkar. Konuşmalardan Hasan Efendi’nin de orda olduğunu ve kaçakçı olduklarını anlamıştır. Ertesi gün arkadaşlarına duyduklarını anlatır. Onlarda korkmuşlardır. Artık kendilerinin yapabileceği bir şey kalmamıştır. Durumu birilerine anlatmaları gerekiyordur. Bunu idareye anlatamıyorlardır Çünkü birkaç öğrencilerin lafına mı güveneceklerdir yoksa müdür yardımcısına mı? Herkes ne yapabileceklerini düşünürken Asena’nın aklına Süha ağabeyi gelir. Çünkü ordu istihbarat biriminde çalışmaktadır. Hemen Süha ağabeyini yemeğe davet eder. Oda Asena’yı kıramayarak yemeğe gelir. Asena ona yaşadıkları bütün her şeyi birer birer anlatır ve defteri gösterir. Süha ağabeyi bu işle ilgileneceğini söyler ve ona bir daha o eve gitmemelerini söyler. Asena ve Berk aldıkları defteri yerine koymak isterler. Çünkü onların durumu fark edip kaçmalarını şstemezler. Bu yüzden bir öğlen arasında o eve giderler. Çevre çok sessizdir. Asena eve girer tam defteri bırakıyordur ki arkasında Hasan Efendi’yi görür. Hasan Efendi Asena’yı yakalar bağlar. O esnada Berk’in ıslığını duyulur Hasan Efendi Asena’ya ona gitmesini söyler yoksa ikinizi de öldüreceğini söyler. Asena’da Berk’e açık kapıdan kafasını uzatarak gitmesini ister ve hemen geleceğini söyler. Berk gökkuşağı işaretini yapar Asena ise karşılık vermez. Bu kuraldır işarete karşılık verilir. Yinede sırtını döner ve okula gider Asena’nın dönmediğini görünce gerçekten çok telaşlanır ve Sinan’la birlikte Asena’nın evine giderler. Dedesine durumu baştan sona anlatırlar. Dedesi Süha’yı telefonla arar Süha hemen eve gelir ve çocukları dinler. Çocukları evlerine gönderir. Bu arada o evde Asena zor anlar yaşıyordur. Hasan efendinin kaçakçılıkla ilgili bir çok şeyi açık açık konuşmasından dolayı oların son işi olduğunu ve durumunun hiç parlak olmadığını anlar. Okulun çıkış zilinden sonra eve doğru birinin yaklaştığını görürler. İçeri girdikten sonra müdür yardımcısını karşısında görünce küçük dilini yutacaktır. Akşamın ilerleyen saatlerine kadar beklerler. Motor getirdiği malları almak için gizli geçitten inip aşağı inerler. Çocuğun başına Ahmet’i bırakmışlardır. Dışarıdan köpek sesleri geliyordur. Ahmet köpeği kovalamak için kapıya çıkar ve Süha ağabeyin yumruğuyla bayılır. İçeri girer ve Asena’yı iplerden kurtarır O arada gizli geçitten yukarıya çıkan müdür yardımcısı ve Hasan Efendi silahını onlara doğrulturlar. Süha ağabey yapacakları bir şey olmadığını kaçamayacaklarını kararlı bir sesle söyler. Herkesin yolu açmasını söyler ve Asena’yı tutarak kapıya doğru yürürler. Dışarıya çıktıkları anda Ahbap Hasan Efendi’nin üstüne atlar ve o anda silah patlar. Süha ağabeyde müdür yardımcısını yakalar ve kelepçeler. Kimsenin canı yanmadan bu olayı sonuçlandırmışlardır. Sadece Ahbap’ın tırnağını bir kurşun sıyırıp geçmiştir. Suçlular adalete teslim edilmiştir ve Süha ağabeyle Asena eve giderler. Ailesi de Asena’yı sağ salim görünce çok sevinirler. İlerleyen günlerde her şey açıklığa kavuşmuştur hatta müdür bey müdür yardımcısından şüphelenip onunla ilgili araştırma yapmıştır, böyle birinin olmadığını sahte belgelerle atandığını öğrenmiştir zaten bu durumu ilgili makamlara da bildirmiştir. Müdür bey Gökkuşağı savaşçılarını çağırıp onlara çok teşekkür eder. Ama gördükleri bu olayları kimseye bildirmeden çözmeye çalışmalarına çok kızar ve azarlar. Ama yinede yaptıkları işleri ne kadar zor olduğunu tekrar söyler. Okula bir kütüphane yaptırma fikrini ortaya atmalarından sonraki gelişmeler gerçekten çok ilgi çekicidir. Süha ağabeyi Asena’ya anlattığına göre sigara ve içki kaçakçılığı yapıyorlardır. Bunun için okuldan daha iyi bir yer olamaz. Bu kaçakçıları yakalattıkları için gökkuşağı savaşçılarına bir ödül verilecektir. Onur öğretmen Asena ve arkadaşlarını rehberlik sınıfına çağırır. A sınıfının bütün öğrencileri teneffüs arasında rehberlik sınıfındadır. Onur öğretmen” kütüphane fikrini öğretmenler toplantısında kabul ettirir. Ailenize konuyla ilgili bilgi verilecek ve yardım istenecek, bunu da bayrak töreninde müdür bey söyleyecek “der. Çocukların hepsi sevinç içindedir. Bayrak töreninde müdür bey 100. Yıl için düzenlenen fikirler yarışmasını Orta II A sınıfının fikrini kabul edildiğini ve A sınıfını tebrik eder. A sınıfının öğrencileri ise kazandıkları ödülü kütüphane yapımı için hediye edeceklerini söyler. Şimdi gökkuşağı savaşçıları kütüphane fikrini kabul ettirmişlerdir ve zorlu bir mücadeleden sonra tekrar eski hayatlarına döneceklerdir. Bu da onları üzüyordur. Ama gökkuşağı savaşçıları her zaman olacaktır. Kim bilir yine böyle heyecanlı olaylar yaşayabilecekler ve har zaman birlikte olacaklardır. Sonuç olarak; daha çok çocuk niteliği taşıyan bu kitapta birden fazla ana düşünce vardır. Öncelikle dostluk ve arkadaşlığın ne kadar önemli bir kavram olduğu birlikte hareket eden insanların, çocuk bile olsalar her çeşit zorluğa, sıkıntıya karşı kuvvetli olmayı, engelleri aşmayı, zorlukların üstesinden daha kolay gelmeyi öğretiyor. İnsanların savundukları fikirleri sonuna kadar sahiplenmelerini o fikri gerçekleştirmek için elinden geleni yapmaları gerektiğini öğretiyor. Ama insanlar çocukta olsa yetişkinde olsa her zaman her şeyin üstesinden gelemez. Bunun için her insan arkadaşlığa ve yardıma muhtaçtır.