E harfi | Kitap Özetleri,Kitap özeti,kitaplar,Kitap Oku,E-Kitap,Kitap İndir

Kitap Özetleri,Kitap özeti,kitaplar,Kitap Oku,E-Kitap,Kitap İndir

Kitap özetleri - Kitapözetleri - kitaplar - roman özetleri - hikaye özetleri - E Kitap - Kitap Oku

E harfi’ kategorisi için arşiv

Derin Devlet kitapları arasına bir yenisi daha eklendi.Aytekin Gezici’nin kaleminden bir kitap daha:

Derin çetelerin üst kimliği olarak sunulan Ergenekon illegal örgütünün ilk çıkış noktası “Çelik Çekirdek” isminde bir yasadışı yapılanma mıydı?

Susurluk’un kilit ismi Abdullah Çatlı ve arkadaşlarının Ergenekon örgütüne ilham veren eylem planları arasında, Kosta Rica’yı işgal etmek var mıydı?
(more…)

  • 0 Comments
  • Kategori : E harfi
  • “Rusya’nın ‘Viva la Muerte’si”

    Mihail Aleksandroviç Şolokhov, sosyalist gerçekçiliğin en güçlü eserlerinden ‘Ve Durgun Akardı Don’ isimli nehir romanın yazarıdır, f 905-1984 yılları arasında yaşayan Şolokhov, insanlığın ortak vicdanının sesi olmuş, dünya edebiyat tarihinde pek ender rastlanan bir mutabakatla, Lenin, Stalin ve Nobel edebiyat ödülleriyle onurlandırılmıştır.

    Alev Alatlı’nm, kuzey komşularımızın edebiyat çevrelerinde ‘Rusya’nın ‘Viva la Muerte’si’ olarak ünlenen Gogol’un İzinde dörtlüsünün ilk iki kitabı, Aydınlanma Değil, Merhamet ve Dünya Nöbeti, Rus diline Moskova Devlet Universitesi’ne bağlı Asya ve Afrika ülkeleri Enstitüsü Türkoloji Bölümü öğretim üyesi Doçent İrina Driga ve asistanları tarafından kazandırılmış, yazarımızın ‘halklara eşit mesafede durmak, yabancı bir kültürün serüvenine olağanüstü bir içgörüyle nüfuz edebilmek’te gösterdiği başarı değerlendirilerek,2006 yılında, büyük Rus yazarının 100. doğum yılı münasabetiyle verilen Mihail Aleksandroviç Şolokhov 100. Yıl Edebiyat Ûdülü’ne layık görülmüştür.

    Gogol’un izinde 3

    kaynak:kitap.antoloji.com

  • 0 Comments
  • Kategori : E harfi
  • KİTABIN ADI

    Çölde Bir İstanbul Kızı

    KİTABIN YAZARI

    Esat Mahmut Karakurt

    YAYIN EVİ VE ADRESİ

    İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL

    BASIM YILI

    1980

    1.KİTABIN KONUSU :

    Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.

    2.KİTABIN ÖZETİ :

    Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.

    Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.

    Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.

    Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.

    Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir jjşekilde meyhaneyi terkederler.

    O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.

    Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.

    Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.

    Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’în gözyaşları içinde Fikreti asarlar.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:

    Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.

    FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.

    AFİF:Paşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.

    NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.

    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).

    Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.

    Eserleri:

    Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)

    Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)

    Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)

    Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)

    Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)

    Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)

  • 0 Comments
  • Kategori : E harfi
  • Ergün Poyraz - Musa’nın Gül’ü
    Her yazdığı kitapla olay olan Ergün Poyraz, bu kitabıyla da Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’ün dünden bugüne gelişimini, çocukluğundan evliliğine, evliliğindeki ilk gelişmelerden bugüne bilinmeyenlerini gözler önüne seriyor.

    Kitapta, Kayserili olarak bilinen Gül’ün Siirt göçmeni olmasının ve kabinedeki diğer akrabası olan bakanı göreceksiniz.”Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünden rahatsız olan başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere diğer birçok AKP’liler gibi Gül’ün de bu konuda söylediği: “70 yılın çok büyük yanlışları olmuştur. Çukurca’da dağa “Ne Mutlu Türküm” yazmışsınız. Hâlâ Diyarbakır ortasında bu tür sloganlar yazılıdır. Maalesef resmi ideoloji Türk Milliyetçiliği şeklinde kendisini ırki, taassup olarak tezahür ettirmiştir,” şeklindeki sözleriyle Türklüğe karşı hasımane tutumlarını göreceksiniz.Kitapta Abdullah Gü’ün İngilizler’le olan yakınlıklarına, Yahudi lobileriyle ilişkilerine, ABD’lilerle olan gizli görüşmelerine ve ABD vatandaşlığıyla ilgili her türlü bilgilere ulaşacaksınız.Ayrıca, Abdullah Gül’ün mahkemeleri ve mahkumiyet kararlarını, İngiliz istihbarat servislerinin yurtdışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir kısmının seçildiği Exeter Üniversitesi’ndeki eğitim günlerini ve ilişkilerini bulacaksınız.

  • 0 Comments
  • Kategori : E harfi
  • ERNEST HEMİNGWAY-SİLAHLARA VEDA

    KİTABIN KONUSU:

     

    I.Dünya Savaşı sırasında İtalyan Ordusunda görev yapan Henry Tenente isimli teğmenin savaş boyunca başından geçen olaylar ve Catherine adındaki bir hastabakıcıya aşık oluşu.

    KİTABIN ÖZETİ: 1915 yılının sonbaharında, İtalyan Ordusu Müttefik Avusturya ve Almanya Orduları karşısında çetin bir muharebe vermektedir. Teğmen Tenente bu sıralarda dostları Rinaldi,Papaz ve Bölük Komutanı ile birlikte cephededir. Rinaldi bir doktordur. Teğmen Tenente’de yaralıların ve şehitlerin cephe gerisine arabalarla taşınmasından sorumlu subaydır. Savaş o yıl sanki yaşanması gereken bir olaymış gibi geçmektedir. Bu nedenle Tenente ve arkadaşları sık sık birlikte olarak, içkiler içerek şehrin ve cephe gerisinin zevkini çıkarmaktadır.

    Birgün Rinaldi iki İngiliz hastabakıcısıyla tanışır. Bu kızlar İngiltere’nin, müttefiki İtalya’ya yardım etmek amacıyla gönderdiği hastanede görevlidir. Catherine adındaki kıza Rinaldi ilk başlarda ilgi duymaktadır. Ancak bu delikanlının kadınlarla arası pek iyi değildir. Bu nedenle, çapkın arkadaşı Henry’den yardım ister.

    Henry Catherine’den etkilenir. Bunu anlayan Rinaldi arkadaşını kırmamak amacıyla aradan çekilir. Tenente ile Catherine arasında sıcak bir bağ kurulur. Aşkları gün geçtikçe daha da büyümeye başlamıştır.

    1916 yılının bahar ayında Tenente ileri hatlardan yaralı taşımak amacıyla görevlendirilmiştir. Askerleri ile harbin gereksiz birşey olduğunu ve savaşın artık bitmesi gerektiği üzerinde konuşurlarken bir top sesiyle hepsi daldıkları rüya aleminden uyanırlar. Tenente bacağından yaralanmıştır. Askerlerinden ikisi de ölmüştür.

    Teğmen Tenente dizinin parçalanması nedeniyle derhal Milano’ya yeni kurulan bir hastaneye gönderilir. Buraya sevgilisi Catherine’de gelir. Amacı her zaman sevdiği adamın yanında olmaktır.

    İyileşmesine yakın Henry artık güzel Catherine’ye adam akıllı aşık olmuştur. İkisi de birbirini deliler gibi sevmektedir. Henry gümüş liyakat madalyası ile ödüllendirilir. Savaş, artık onun için çekilmez hale gelmiştir. Tek amacı Catherine ile birlikte yaşamaktır. Kız hamile kalır. Henry kızla evlenmek istemesine rağmen savaş nedeniyle bunu yapamamaktadır.

    1917 yazında Tenente kışlasına geri döner. Herşey değişmiştir. Bölük Komutanı sanki on yaş yaşlanmıştır. O kış ve bahar aylarında çok çetin ve zorlu çarpışmalarla İtalyan ordusu artık geri çekilmenin eşiğine gelmiştir. Birçok birlik zaten geri çekilmenin hazırlıklarına başlamıştır.

    Tenente yazın sonuna doğru çekileceklerini öğrenir. Askerleriyle birlikte, emrindeki araçlarla yollara düşer. Yolda iki genç kızı yanlarına alırlar. Bir ara çamura saplanırlar ve bir türlü arabalarını dışarı çıkaramazlar. İki kıza para vererek, Tenente yoluna devam eder. Almanlar geri çekilen İtalyan Ordusunu takip etmektedir. Yolda Almanlarla karşılaşırlar Tenente’in bir askeri vurulur. Hızla diğer askeriyle beraber taburlarını bulmak için kaçmaya başlarlar.

    Tenente İtalyan kuvvetlerine yaklaştığında, Alman ajanıdır diye yakalanır. Bu sadece İtalyancası biraz bozuk diye yapılır. Yargılanacağı sırada, kurşuna dizilmekten kurtulmayı kaçmakta bulur. Kendini Po nehrinin sularına bırakır.

    Sudan çıktığında demiryolunun yakınında olduğunu farkeder,hemen top yüklü bir vagona atlayarak sevgilisinin yolunu tutar.

    Sevgilisine kavuştuğunda rütbelerini sökmüş, sivil kıyafetini üzerine geçirmiş bir asker kaçağıdır. Savaştan tiksinmektedir. Bir gece ansızın yakalanacağı haberini alır. Tek kurtuluş yolunu İsviçre’ye kaçmakta bulur. Bir tekneyle ve yanında Catherine’le fırtınalı bir gecede soğuk Orion Gölü’nü kullanarak İsviçre’ye ulaşır.

    İlk önce onları sorguya çekerler, Henry onlara kış sporu yaptıklarını bunun için İtalya’dan kürek çekerek İsviçre’ye geldiklerini söyler. Pasaportları ve paraları olduğu için İsviçre Polisi herhangi bir önlem almaz. Henry ile Catherine Montreaux’ya yerleşirler. Otelde çok iyi vakit geçirirler. Bu arada Henry sakal bırakmıştır. Catherine’nin hamileliğinin sonlarına doğru her ikisi de Lourenne’e doğum amacıyla giderler.

    İlk sancılar başladığında çift çok mutlu olur. Ancak bebek ters gelmektedir. Ayrıca sancılarda yetersizdir. Doktorlar sezeryan yöntemi ile bebeğin annesinin karnından alınmasına karar verir. Henry Catherine’nin ölebileceği endişesi içindedir. Bebeğin onun için hiç önemi yoktur. Tek düşündüğü biricik aşkı Catherine’dir.

    Başarılı bir ameliyat gerçekleşmesine rağmen bebek ölü doğar. Tenente sevgilisinin de durumundan endişe duymaktadır. Koktuğu başına gelir, Catherine aniden fenalaşır ve aşırı kan kaybı nedeniyle ölür. Artık Henry için herşey bitmiştir. Bezgin bir halde oteline geri döner.

    KİTABIN ANAFİKRİ:

    Savaş ancak kaçınılmaz olduğu taktirde yaşanılması gereken bir olaydır, ancak savaş, hayatın içinde yenen ve yenilen için de bir zindandır.

    OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Henry Tenente:I.Dünya Savaşı’nın acımasız dönemlerinde İtalya’da görev yapan Henry çok uçarı bir subaydır. Savaşı sevmemektedir. Hayat onun için bir çiledir. Ancak Catherine ile tanışınca her şey değişir, yaşamdan zevk almaya başlar. Henry o dönemin İtalyan kültürünü de bize yansıtmaktadır. Ekindeki parayla hayatın tadına bakan, içkiyi elinden düşürmeyen bir delikanlıdır o.

    Catherine:

    Catherine, bir İngiliz hastabakıcısıdır. Yaşamı hep hastanelerde geçmiştir. Henry’le tanıştıktan sonra hayatı tamemen değişir. Onu çok sever, hayatını tamamen ona adar. “Ben senim, sen bensin!”, diyecek kadar tek aşkına bağlanır. Aşkını hep bekler. Catherine de savaşın gerisindeki kadın topluluğunu temsil etmektedir.

    Rinaldi:

    Henry’nin savaş sırasında en yakın dostudur. Gençlik heyecanlarını hep birlikte yaşamışlardır. Zaten Henry ile de Catherine’yi Rinaldi tanıştırır. Henry’e daima bağlı kalmıştır. Ondan hep “aslanım, koçum” diye bahseder. Bana göre, Rinaldi de, savaşın kahraman doktorlarını temsil etmektedir.

    Bu kişilerden başka, Catherine’nin arkadaşı Ferguson, Henry’nin arkadaşları Yüzbaşı, Papaz ve askerleri Brudni, Gumo diğer kişileri oluşturmuşlardır.

    Kitapta en dikkat çeken olay, I.Dünya Savaşı’nın kendisidir. Savaşın acımasızlığı tüm insanları etkilemiştir. Beni kitap boyunca üzen en önemli hadise Henry’nin en değerli varlığından ayrıldığı, onu kaybettiği doğum olayıdır. Bu bölümün sonunda o adamın yerinde olmamayı istedim, bir insanın karısını ve daha doğmamış olan çocuğunu kaybetmesi ne kadar acımasız bir olaydır diye düşündüm.

    KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitap başından itibaren insanı sürükleyen bir özelliğe sahip. Yazar mümkün olduğunca tasvirlerden kaçınmış ve yaşar gibi yazmaya çalışmış. Özellikle duyguları ifade ederken kullandığı yinelemeler, ünlem cümleleri insanın sanki hikayenin içinde olduğu izlemini veriyor.

    Konunun I.Dünya Savaşı içinde geçmesi de beni gerçekten çok etkiledi. Bu kitapta insanı savaşa yönelten hiçbir heyecan verici olay yok, sadece savaşın acıları, kanı ve yalnızlığı var.

    Ancak kitabı okurken benim biraz güçlük çektiğim bir konu vardı. Bu da kitabın eski basım olmasıydı. Genellikle kullanılan kelimeler, şu anda kullandığımız dilden farklıydı. Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kullanılmıştı.

    YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

    Ernest HEMINGWAY (1898-1961):

    Ernest Hemingway, 1898 yılında Amerika’nın İllinois kentinde dünyaya geldi. Annesi ve babası onun doktor olmasını istemelerine rağmen o yazar olmaya karar verdi. Babası da bir doktordu. O bir macera adamıydı, bunun yüzünden I.Dünya Savaşı patlak verdiği sırada o da kendini bu savaşın içine attı. Birçok çatışmaya girdi ve kahramanlıklar gösterdi. Bu savaşın sonunda “A Farewell to Arms”(Silahlara Veda) adlı kitabını yazdı. Harpten sonra ilk eşi Hadley ile evlendi. Bu dönemde birçok hikaye ve şiir kitabı yazdı. Boksa da merak sarmıştı.

    1927’ Amerika’da ikinci eşiyle evlendi ve “Kazananın eline birşey geçmez”, “Öğleden sonra ölüm” adlı kitapları çıktı. İki oğlu oldu. Ancak 1940 yılında da bu eşinden ayrıldı.

    Tekrar macera damarı kabaran Hemingway, Afrika’ya yaban avına gitti. Ölümlerden döndü. Ancak bunlar onu yıldırmadı. Bu macera sonunda “Afrika’nın yeşil tepeleri” ve “Kilimancero karları” adlı uzun hikayelerini yazdı.

    Küba denizindeki maceraları sonunda “Irmaktan öteye ağaçların içinde” ve “İhtiyar Balıkçı” adlı uzun hikayeleri 1952’de yayımlandı. “İhtiyar adamla deniz” adlı kitabı 1955’te ona Nobel ödülü kazandırdı.

    Hayatı boyunca birçok tehlikeler atlatan, iki uçak kazası geçiren Hemingway 1961 yazında odasında kendini vurarak intihar etti.

  • 0 Comments
  • Kategori : E harfi
  •