Kitap özetleri - Kitapözetleri - kitaplar - roman özetleri - hikaye özetleri - E Kitap - Kitap Oku
24 Nis
Kitabın adı: Define Adası
Yazar: Robert Louis Stevenson
Kitap Hakkında Bilgi:
Define Adası İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson’un yazdığı bir macera romanıdır. Ayrı bir kitap olarak 1883 senesinde çıkan bu yapıt, daha önce 1881-1882 yıllarında bir çocuk dergisinde diziler halinde yayınlanmıştır.
Tüm romanların belki de en çok işlenenidir. Tropikal adalar, x işaretli hazine haritaları ile tek gözü kör ve bantlı, bir eli kancalı, omuzunda papağanı ile belleğimizde canlandırdığımız korsan kavramları üzerinde Define Adasının büyük etkisi olmuştur.
Stevenson Define Adası’nı yazmaya başladığında 30 yaşındaydı, bu onun bir romancı olarak ilk başarısı olacaktı. İlk onbeş bölüm 1881′de İskoçya yaylalarında bulunan Braemar’da yazıldı.
Kitap Özeti:
XVIII. yüzyılın ikinci yarısı okyanusların korsan kaynadığı, uzak adaların inanılmaz maceralara sahne olduğu bir dönemdi. Jim Hawkins, bu karışık günlerde ailesiyle birlikte İngiltere’nin güney kıyılarındaki Amiral Benbow Hanı’nda yaşamaktaydı.
Yolu Amiral Benbow’a düşen Billy Bones isimli eski bir korsan, hanı işleterek kıt kanaat geçinen ailenin yaşamını değiştirecektir. Bones’un korsan Flint’in definesinin yerini gösteren bir haritası vardır ve bu harita bir bela mıknatısı gibi bütün korkunç korsanları hana çeker. Harita bir raslantı sonucu Jim Hawkins’in eline geçer ve heyecanlı bir define avı başlar.
31 Oca
1.KİTABIN KONUSU:
Hepimizin içinde bir çocuk vardır. İçimizdeki çocuk her zaman sağlıklı bir ortam içinde gelişmez. Aile, okul, genel kültür ortamı çoğu kere çocuğun sağlıklı gelişmesini engeller. Birey bedenen büyür, fakat içimizdeki çocuk psikolojik anlamda sağlıksız ve cılız kalır.
İçindeki çocuğu sağlıksız olan bireyin kişiliği “bağlaşık”tır. Çünkü bu birey yaşamın anlamını, mutluluğunu, kendi değerini ilişki içinde olduğu başkalarının gözünde, sözünde, davranışında kısacası başkalarının kendisine verdiği değerde arar; kendine verdiği değer başkalarının onu algılamalarına bağlanmıştır. Bu anlamda “bağlaşık kişilik” temel yapıyı oluşturur.
2.KİTABIN ÖZETİ : AİLE:
Aile bir sistem oluşturur; ailedeki her bir kişi bu sistemin bir parçasıdır ve değişik roller üstlenerek sisteme işlerlik kazandırır. Her bir sistem ve bu sistem içinde yer alan her bir rol, kendine özgü bir kişilik ve davranış yapısı oluşturur. Bu kişilik ve davranış türlerinin bazıları bireyi uyuma, bazıları ise uyumsuzluğa götürür.
Sağlıklı aile, üyelerinin gereksinimlerini karşılar ve onların gelişmesi için olumlu bir ortam oluşturur. Aile üyeleri arasındaki ilişki rahat, olumlu ve akıcı bir yapıya sahiptir. Aile, toplumla ilişkisini dengelemiştir; ne toplumdan kopar, ne de toplumun baskısına tümüyle boyun eğer. Böyle bir aileden iyi belirlenmiş benlik sınırları olan, kendini değerli bulan, yaşamın değişik yönleri arasında denge kurmuş, duygularını tanıyan ve ifade eden olgun insanlar yetişir.
Her aile sisteminin işlerliğini sağlayan aile kuralları vardır. Bu kurallar sağlıksız ailede gizli ve örtük kalırlar. Sağlıklı ailede kurallar daha belirgin ve açık-seçiktir. Sağlıklı ailede çatışmanın var olduğu bilinir, tanınır ve üzerinde konuşulur; çatışmayı çözmede kullanılacak kurallar açıkça ifade edilmiştir ve aile üyelerince bilinir. Sağlıksız ailede çatışmadan söz edilmez; kullanılan kurallar gizli olduğu için herşey dolaylı ve örtük olarak ifade edilir.
II. İkinci Bölüm : UTANMA VE UTANÇ:
İki türlü utanmadan bahsedilebilir. Bize sınırlarımızı hatırlatan utanma sağlıklıdır; kendimizi sevmemeye yol açan duygu ise utançtır ve sağlıksızdır. Sağlıklı utanma kişinin gelişimi sırasında yaşam deneyimleri sonucu hiçbir baskı olmaksızın, kendiliğinden oluşur. Oysa utanç kişinin çevresindeki kişilerin hastalıklı iç dünyalarının baskısıyla oluşur ve çok büyük sorunlar yaratır. En olumsuz etkisi kişinin kendi iç dünyasıyla ilişkisini kesmesidir. Ayrıca çocuğa kendisini sürekli suçlu hissettirmekte onun zamanla utanca boğulmasına neden olmaktadır.
Çocuğa kötü davranmanın en sık rastlanan 3 türü vardır. Bunları cinsel, bedensel ve duygusal kötü davranma olarak adlandırabiliriz. Cinsel kötü davranmaya; cinsel olarak kucaklama, bir babanın kadınlardan bahsederken onları aşağılayıcı, “orospular”, “namuzsuzlar”, “kalleşler” gibi laflar etmesini gösterebiliriz. Ayrıca kötü davranmanın en utanç verici olanı cinsel kötü davranmadır. Bedensel kötü davranış ülkemizde en sık rastlanan ve üstelik bunun bir temel terbiye aracı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca çocukların duygu düşünce ve heyecanlarını ciddiye almamak ve bunları alay konusu haline getirmek, duygusal kötü davranışa bir örnektir ve bu gibi davranışlar çocukların normal olan duygu ve heyecanlarının normal dışına dönüşmesine yol açar. Bu durumdaki çocuk ise mutlu ve doyumlu bir hayattan uzaklaşır. Utançla dolu sağlıksız bir hayat sürmeye başlar.
Çocukların karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri vardır. Bunları; dokunulma, güven, düzen, sosyalleşme, uyarılma ve kendini değerli görme olarak sınıflandırabiliriz. Bu gereksinimleri karşılanmayan çocuk kendinde bir eksiklik olduğunu düşünmeye başlar ve kendi özbenliğinde utanç duymaya başlar. Bu şekilde gereksinimleri karşılanmayan çocuk terk edilmiş çocuktur. Terk edilen çocuk normal gelişimini tamamlayamaz. Bu tür insanları tanımlamak için “yetişkin çocuk” ifadesini kullanabiliriz.
Utanca boğularak yetiştirilen kişi, bu utancın verdiği acıdan kurtulmak için bir takım savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmalar sayesinde kişi içinde oluşan boşluğu ve anlamsızlığı ortadan kaldırmaya çalışır. Bunun yanısıra bu kişilerin çevreleriyle kurdukları ilişkilerinde devamlı ve tutarlı bazı olumsuz karakter özellikleri gösterirler. Ayrıca gerçekler bu kişilere acı verir ve sürekli gerçeklerle ilişkilerini kesmek amacıyla tutkunluklara yönelirler. Kişi zamanla tüm enerji ve zamanını tutkun davranışa harcamaya başlar ve gerçekle ilişkisini tümüyle keser.
III. Ücüncü Bölüm : CEVAPLARINIZA BİR GÖZ ATALIM:
Birinci bölümde iç çocuğunuzu gözlemlemeniz ve onun hakkında bilgi edinmeniz için 3 grupta evet ya da hayır diyerek cevaplayacağımız sorular veriliyor ve bu bölümde de bu sorulara verdiğimiz cevapların yorumları yapılıyor. Mesela ilk grupta özbenlikle ilgili şu sorular ve yorumlar var:
Ne zaman kendi hakkımı korusam içimi bir suçluluk duygusu kaplar; “keşke kendimi değil, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.
Yukarıdaki soruya “Evet” cevabı ile belirtilen pişmanlık duygusu, özellikle kendisi için bir şey yaptıktan, ya da kendi hakkını koruduktan sonra duyulan pişmanlık, “nedamet duygusu, sağlıksız iç çocuğun varlığının kuvvetli bir belirtisidir. Bu duygunun temelinde kendi benlik sınırlarının kaybolması ve bağlaşıklık içinde olma yatar. Eğer sık sık pişmanlık duyan bir kişi iseniz, içinizdeki çocuğu tanımaya, kendi sınırlarınızı belirlemeye çalışın.
İkinci grupta da temel gereksinimlerle ilgili şu gibi sorular var:
Pek istemediğim halde cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmam.
Bu soruya “Evet”in anlamı şudur: “Benim isteklerim önemli değildir; benim bedenim senin kullanman için bir araçtır, istediğin gibi kullanabilirsin. Ben bir insan olarak bağımsız, kendi düşünce, duygu ve istekleri olan biri değilim. Benim değerim senin isteklerini yerine getirmekle gerçekleşir.”
Bağlaşık kişinin temel özbenlik anlayışı budur ve kendi psikolojik sınırlarının, haklarının, özgürlüklerinin farkında değildirler. Bir nesne gibi kullanılmaya alıştırılmışlardır.
3 ncü grupta ise sosyal yaşamla ilgili şu gibi sorular ve yorumlar var:
- Bir grup içinde olduğum zaman kolayca çoğunluğun dediği yönde fikrimi değiştiririm.
- En büyük korkum sevdiklerimin beni terkedip gitmesidir.
Kendi değerine inanmayan, eğer başkalarını memnun edip sürekli onlarla hemfikir olmazsa herkesin kendini terkedeceğine inanan kişi, çoğunluk ne derse o yöne gider ve kimsenin kendini kendisi olduğu için seveceğine inanmaz. Bu nedenle sürekli bir kaygı ve terk edilme korkusu içindedir.
IV. Dördüncü Bölüm : İÇİMİZDE KONUŞANLAR:
Herkesin içinde değişik sesler vardır. Bu sesler İç ana-baba ve iç çocuğumuza ait seslerdir. İç ana-baba gerçekçi, deneyimli, ciddidir ve sonuca yöneliktir. İç çocuk oyuncudur, enerji küpüdür, şevk heyecan ondan gelir ve sonuca değil sürece yöneliktir. Onun sesi kaybolduğu zaman yaşamın zevki de kaybolur. Sağlıksız iç çocuk sevilmemiş yerilmiş, bastırılmış ve utanca boğulmuş bir geçmişin ürünüdür. Sağlıklı iç çocuk ise sevilmiş, övülmüş, yüreklendirilmiş ve desteklenmiş bir geçmişin ürünüdür.
İç çocuğunuzun sesini duyarak, ne dediğini anlayıp iç çocuğumuzla sağlıklı bir iletişim kurmak, sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmemiz için gereklidir.
Çeşitli olaylar, çeşitli iç konuşmalar ortaya çıkarır. Kendimizi dinleyip gözlemleyerek olayları ve sebep oldukları iç konuşmaları tahlil edebiliriz. Bu da iç çocuk ve iç ana-babamız için önemli sorunların ne olduğu ile ilgili bize ipuçları verir.
İçimizdeki çocuk ve iç ana-babanın bir takım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar birbiriyle uyuşmadığı zamanlarda aralarında bir anlaşmazlık doğar. İhtiyaçlar arası bu anlaşmazlık iç çatışmanın asıl problemidir ve çözümlenemediği taktirde ömür boyu bile sürebilir.
Bu tür anlaşmazlıklarda iç çatışmalar kişiye huzursuzluk verir, aklı karıştırarak sağlıklı düşünmeyi engeller. Dolayısıyla insan doyumlu ve verimli bir yaşam süremez. İç çatışmaların en belirgin özelliği, çatışmanın temelinde yatan seslerin şiddetlerinin hemen hemen birbirinin aynı olmasıdır. Bu durumda insanın belirli bir yönde karar almasını engeller. Seslerden bir tanesi güç kazanıp kararımızı o sesin istediği şekilde verirsek, bu defa diğer ses bizi rahatsız etmeye başlayacak ve çoğu kez de bizi kararımızdan vazgeçirerek eski kararsız halimize dönmemize neden olacaktır. İç çatışmaların çözümü için ilk adım iç ana-babadan gelmelidir ve iç çocuğa “hem benim istediklerimi, hem de senin istediklerini karşılayacak bir çözüm bulalım” (kazan/kazan) demelidir. İç çatışmalara en sağlıklı yaklaşım budur.
V. Beşinci Bölüm : ARAYIŞ; İÇ ÇOCUĞUMUZA KAVUŞMANIN YOLLARI:
İç çocuğumuzu tanımada en büyük sorumluluk içimizdeki ana-babaya düşer. İlk başlarda iç çocuğumuz bize (iç ana-babaya) inanmayacak ve güvenmeyecektir. Ama sabırla ve şevkatle onu bekleyip, onu yargılamaktan ve denetlemekten kaçınmamız gerekiyor. Her gün otuz dakikamızı ona ayırmamız ve bu otuz dakika boyunca rahatsız edilmeyeceğimiz bir yer ve zamanda olmamız, atacağımız ilk önemli adımlardan biridir.
Kişinin yaşamını etkileyen ve çözümlenemediği zaman süregiden çatışmalar, endişeler, üzerinde düşünülen konular o kişinin temel sorunlarını oluşturur.
Bizim için önemli olan temel sorunları hemen göremeyiz. İç çocuğumuzla yaptığımız oturumlar ilerledikçe iç dünyamızı anlamamıza daha bir yardımcı olur. Yavaş yavaş sorunlarımızın ne olduğunu anlar ve iç çocuğumuzla onlar hakkında konuşmaya başlarız.
Kötü alışkanlıkları, korkuları bırakıp daha özgür, daha bilinçli olma yoluna girdiğimiz zaman yaşamımızın olumsuz yönlerini olumluya dönüştürmeye başlarız. İçimizdeki çocuğun sağlıksız yönlerini deşmek bize acı verecektir, ne var ki bu acının yanı sıra yaşamın gerçek enerji kaynağına ulaşmış olacağız. İç çocuğumuzun sözlerine iyi kulak vererek; onun sesini iyi dinler ve ilişkimizi ona göre ayarlarsak mutlaka sağlıklı bir dönüşüme ulaşırız.
Öze ulaşma aşamasına yaklaşınca bireyin manevi yaşamı zenginleşmeye başlar; yaşamı kendi dar kişisel çerçevesi içinde görmekten kurtulur, daha geniş boyutlarda yaşamla ilişki kurar. Manevi yaşamı gelişmiş kişinin önemli özelliklerinden biri içindeki gözlemci özün gelişmiş olmasıdır. Gözlemci özün gelişimine paralel olarak olumsuz duygulara dönüşme sürecine girer. Özle ilişki kurulunca, olumsuz duyguların dışarıdan gelen kaynakları anında görülür ve bu nedenle kolayca etkisinden kurtulunur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İç çocuğumuzu arayış uzun süreli bir yolculuktur. Elma ağacını diktikten bir hafta sonra o ağaçtan elma toplamayı beklerseniz, kendinizi hayal kırıklığına baştan mahkum etmiş olursunuz. Biyolojik gelişmelerde olduğu gibi, psikoloji alanındaki gelişmelerde yavaş adımlarla ilerler. Yıllar boyunca süren bir hastalığı bir anda iyi etmeyi beklemeyin. İç çocuğunuza inanarak her gün iç çocuğunuzla buluşmaya devam edin.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap insan psikolojisini cocukluktan itibaren tam olarak anlatmakta deneysel ve gözlemsel bilgileri ile aileleri ve çocuk yetistiricileri eğitmektedir.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Kitapları :Yeniden İnsan İnsana (1993), İnsan ve Davranışı (1994), İçimizdeki Çocuk (1994),
İyi Düşün Doğru Karar Ver (1995), Yetişkin Çocuklar (1997), Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı (1999)
27 Oca
| Diriliş Tolstoy |
DİRİLİŞ
1. KİTABIN YAZARI :LEVİ TOLSTOY
2.YAYIN EVİ :ADA YAYINLARI
3.BASIM YILI : 1996
4.SAYFA SAYISI : 446
5.KONUSU
Zengin ve hızlı bir yaşam süren bir prensin geçmişte yaşadıgı bir ilişkiden dolayı kötü durama düştüğünü hissettiği bir kadına yardım etmeye karar vermesi ve adalet sistemindeki yanlışlıklar ile cezaevlerindeki uygulamalardan bahsediliyor.
6.KİTABIN ÖZETİ
Nehlüdov soylu ve genç bir prenstir,yaşadıgı hayattan sıkıldığı ve geçmişte yaptıklarından pişmanlık duyduğu bir sırada,öğrencilik yıllarında iken teyzelerinin evinde hizmetçilik yapan ve bir beraberlik yaşadığı,Katyuşa adındaki kadına jüri üyesi olduğu bir duruşmada rastlamış hem onu bu durumdan hemde kendisini vicdan azabından kurtarmak için Katyuşa’ya yardım etmeye karar vermiştir.
7.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Diriliş gerçekten okunmaya değer bir kitap,özellikle adalet sisteminin işleyişi hakkındaki düşünceler ilgi çekici,her harbiyeliye tavsiye ediyorum.
20 Oca
Kış mevsiminde, Whitteaker ailesi noele çok büyük bir heyecanla hazırlanmaktadır. Ailenin reisi olan john’un babasında kalma, kendisininin yürüttüğü bir işi vardır. Ailenin hanımı olan Liz iyi öğrenim görmüş olan biridir. Çocukları dünyaya geldikten sonra işini bırakmış ve kendini tamamen onların yetişmesine adamıştır. Tommy ailenin büyük çocuğudur. Kendisi okulda ve uğraştığı spor dallarında çok başarılıdır. Küçük çocukları, Annie ise çok yaramaz ve bir o kadar da sevimli bir kız çocuğudur. Onun doğumundan sonra aile dahada birbirine bağlanmış ve mutlulukları bir kat daha artmıştır. Noel hazırlıkları son hızla devam ederken evde büyük bir heyecan hüküm sürmektedir.
Sonunda noel gelir. Hep birlikte mutlu bir noel geçirirler. Noelden bir kaç gün sonra Annie hastalanır ve yatağa düşer. Liz akşam doktoru çağırır. Doktor akşam eve gelir ve Annie’in hastalığının soğuk algınlıgı olduğunu söyler. O akşam Liz’in gözüne uyku girmez. Sabah kalktığında Annie’nin ateşi dahada artmış ve sık sık nefes almaya başlamıştır. Hemen hastaneye giderler; ama artık çok geçtir. Annie ölmüştür. Bütün aile birbirini sorumsuzlukla suçlamaktadır. John artık işinden geç vakitte dönmeye; Tommy okulu asmaya ve Liz’de hiçbirşeyle ilgilenmemeye başlar. Evde kimse birbiriyle konuşmamaktadır. Tommy’nin dersleri düşmüştür, öğretmenleri ondan şikayetçi olmamasına rağmen halinden pekde memnun değillerdir. Tommy daha 16 yaşındadır.
Maribeth’de 16 yaşında bir kızdır. Babasının baskısıyla bazı şeylerden yoksun bırakılmıştır. Maribeth’in babası, Bert çok huysuz ve inatçı, eski kafalı biridir. Ailede herkesin öyle olmasını istemektedir. Annesi, Margaret kendi halinde ne denilirse yapan biridir. Abisi, Ryan ise tıpatıp babasına benzemektedir. Maribeth bir gün bir partiye gider ve babası ona partide nasıl davranması gerektiğini neler yapıp yapmaması gerektiğini söyler. Akşam erkek arkadaşı onu almaya gelir ve partiye giderler. Erkek arkadaşı onunla partide ilgilenmez ve hemen içkiye koyulur. Kısa süredede sarhoş olur. Maribeth biraz hava almak için dışarı çıkar ve orada okulun en yakışıklı çocugu olan Paul’u görür. Konuşmaya başlarlar. Paul, Maribeth’e isterse onu gezdirebileceğini söyler. Beraber bir yere gidip dans ederler ve arabayla gezme turuna çıkarlar. Paul arabayı ıssız bir yerde durdurur. Maribeth’e içki teklif eder. Maribeth dansın ve içkinin tesiriyle biraz bilincini yitirir ve cinsel ilişkiye girer. Maribeth artık kız değildir.
Daha sonra Paul onu bırakır. Maribeth artık evde oturup doğum vaktinin gelmesini bekler. Maribeth’in babası Bert, olayı öğrenince yapmadığını bırakmaz. Kızını gözlerden uzak bir doğum yapması, doğan çocuğun başkasına verilmesi için şehir dışında bir kiliseye gönderir. Maribeth kilisede kendi gibi doğum yapmak için gelen kadınları görür. Onların doğumda ve doğumdan sonra yaşadıklarını öğrenir ve dehşete kapılır. Hemen oradan çıkar. Bir otobüse binip daha uzaklara gitmek ister; ama elindeki parası onu ancak kiliseden dört beş kasaba uzaktaki bir yere kadar gidebilmesine imkan verir.
Maribeth bu kasabada inerek iş arar. Daha sonra bir lokantada iş bulur ve çalışmaya başlar. Çalışmalarına yoğun bir tempoda devam eden Maribeth kısa zamanda lokantadaki herkes tarafından sevilmeye başlar. Kocasının bir savaşta öldüğünü ve ondan hamile olduğu, yalanını herkese söyler. Lokantada çalışan diğer işçiler ve lokantanın sahibi ona inanır. Lokantaya her zaman aynı vakitte gelen bir gençle tanışır. Kısa zamanda arkadaş olurlar.
Lokantaya gelen genç Tommy’dir. Evde annesinin onunla ilgilenmemesinden ve yemekleri zamandında, bazı zamanlar hiç yapmadığından dolayı her zaman bu lokantaya gelir. Yemekleri burada yer. Lokantada kimsenin onun hakkında en ufak bir bilgisi bile yoktur. Maribeth’la arkadaşlıklarını ilerleten Tommy ona başından geçenleri ve neden bu kadar üzgün olduğunu anlatır. Maribeth ise ona başından geçenleri, hamile olduğunu bir türlü anlatamaz. Maribeth’in karnı giderek büyümeye başlar ve artık gizleyemez duruma gelir. Bunu farkeden Tommy ona bu olayın neden ve nasıl olduğunu sorar. Maribeth olayları başından ve tüm çıplaklığıyla anlatır. Tommy’nin arkadaşlığı kısa sürede bir aşka dönüşmeye başlar. Maribeth’e aşık olur.
Doğum zamanı gelmiştir. Kasabada bu iki genç doktor aramaya başlar. Tommy aile doktorlarına gitmeye karar verir. Bu nedenle annesinden doktorun telefon numarasını alır. Daha sonra doktordan randevu ister. Doktor onlara bu doğacak olan çocuğun kimin olduğunu sorar. Tommy hiç çekinmeden ‘ikimizin’ yanıtını verir. Doktor, Tommy’i bir yerden tanıyordur; ama çıkarmakta güçlük çekmektedir.
Tommy’nin doktora uğramasından bir kaç gün sonra Liz’de doktora yıllık muayenesini yaptırmak için gelir. Doktor ona oğlunun adını sorar. Daha sonra oğlunun buraya bir kızla geldiğini söyler ve onun ne zaman evlendiğini sorar. Liz bu sorunun cevabını vermekte güçlük çeker; ama oğlunun evli olmadığını söyler. Doktor, Liz’e gelen kızın hamile olduğunuda söyler. Liz hemen eve giderek Tommy’nin ne haltlar karıştırdığını öğrenmek ister. Tommy’i bularak ondan neler olduğunu anlatmasını ister. Tommy’de anlatır. Liz bunun çok yanlış bir davranış olduğunu; hemen bu oyundan vazgeçmesi gerektiğini Tommy’e söyler. Fakat Tommy kararını vermiştir birkere. Bu yolda sonuna kadar Maribeth’in yanında olduğunu; Maribeth’in öyle sanıldığı kadar kötü bir kız olmadığını; aksine çok iyi ve marifetli bir kız olduğunu annesine söyler. Liz bu konuyu babasına açmaya karar verir. Akşam olunca, john eve gelir. Liz, john’a herşeyi anlatır. Babası, Tommy’yi yanına çağırır. Tommy’den bu işten hemen vazgeçmesini ister; ama yine olumsuz bir yanıt alır. Babasınada, annesine söylediği gibi Maribeth’den bahseder. Tommy’nin Maribeth hakkında söylediklerinden ikiside çok etkilenir ve onunla tanışmak, onu tanımak isterler. Babası, Liz’inde onayını alarak onu eve davet etmesini söyler. Maribeth eve gelir ve koyu bir sohbet başlar. John ve Liz, Tommy’nin haklı olduğunu; hatta maribeth’in dahada iyi biri olduğunu anlarlar. Ona kısa zamanda alışırlar. Maribeth’in hafiften doğum sancıları başlamıştır. Bunu farkeden Liz ona nerede kaldığını sorar ve ‘istersen bizim evde kalabilirsin’ der. Maribeth önce itiraz edecek gibi olur; ama Tommy’ninde ısrarlarıyla bu teklifi kabul eder.
Aynı zamanda öğretmen olan Liz, Maribeth’in öğrenimine devam etmesini ister. Ona kitaplar getirerek dışarıdan sınavlara girmesini sağlar. Sınavlarda başarılı olan Maribeth bir üniversiteye gitmeye hak kazanır. Maribeth’in doğumuna az kalmıştır. Anne ve baba, Tommy’nin Maribeth’e olan sevgisinin farkına varmakta fazla gecikmezler.
Maribeth doğumdan sonra bebeğin başkasına verilmesi gerektiğini; aksi takdirde eve gitmesinin imkansız olduğunu söyler. Liz ve john onu evlatlık olarak alabileceklerle bağlantı kurmaya başlarlar. Maribeth’in kafasında bebeği Liz ve John’a vermek gibi bir düşünce vardır. Liz’e düşündüklerini söyler. Liz çok şaşırmış; ve bir o kadarda heyecanlanmıştır. Bu konuyu John’la konuşması gerektiğini söyler ve konuşur. John, Liz’e eğer sende istersen neden olmasın der. Maribeth’in onlara sunduğu bu güzel armağanı kabul ederler. Sonunda Maribeth bir kız çocuk dünyaya getirir. Bu çocuk aynı Annie’ye benzediğinden Liz, John ve Tommy hayretler içinde kalırlar. Aynı zamanda çok sevinirler. Bu bebek onlar için, Tanrı tarafından gönderilmiş bir armağandır. Maribeth’in ayrılma vakti gelmiştir. Onlarla vedalaşarak en kısa zamanda geleceğini söyler ve ayrılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Ergenlik çağında yaşanılan sorunların fazla büyütülmemesi gerektiğini ve bunların çözümünde ailenin öneminin büyük olduğunun unutulmaması gerektiğidir.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
JOHN : İşine ve ailesine bağlı, çalışkan ve yüreği sevgi dolu bir kişiliğe sahiptir. Ayrıca iyi bir eğitim almış , başarılı birisidir.
LİZ : Çocuklarına ve eşine karşı sevecen , asıl mesleği öğretmenlik olan ama çocukları olduğu için bu işi bırakıp ev hanımlığına yönelen, bilgili, kültürlü, yardımsever birisidir.
TOMMY : İyi huylu, okulunda ve derslerinde başarılı olaylar karşısında çabuk etkilenen bir karaktere sahip, spor yapmayı ve yarışmalara katılmayı seven birisidir.
ANNIE : Yaramaz ama bir o kadar da sevimli çevresiyle iyi iletişim kuran ve hemen kendini sevdiren karaktere sahip birisidir.
MARIBETH: Ailesi tarafından baskı altında olduğu için düşüncelerini açıkça söyleyemeyen, derslerinde başarılı ama hayatta fazla deneyimi olmadığından dolayı hayal kırıklıkları yaşayan genç ve güzel bir kızdır.
BERT: Ailesinin üzerinde baskı kuran otoriter bir yapıya sahiptir. Hayatta sadece deneyimlerine ve gördüklerine göre hareket eden , geri kafalı biridir.
MARGARET: İyi kalpli ama bir o kadar da eğitimsiz kocası Bert’in dediklerine harfiyen uyan, kendi düşüncelerini söyleyemeyen birisidir.
RYAN: Babas Bert’e benzemektedir. Okulu yarım bırakmış ve babasıyla birlikte çalışmaya başlamıştır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap günümüz gerçeklerini çok iyi ve anlaşılır bir dille anlattığı , genç dimağlara seslendiği ve ergenlik sorunlarını konu aldığı için herkesin okuması gerekli olan bir eserdir. Dili çok sadedir. Yabancı dilde yazılmış bir kitap olmasına rağmen, çevirisi anlaşılır ve konular arasında kopukluklar yoktur.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Danielle Steel Amerika ve dünyanın en tanınmış yazarlarından birisidir. Steel Fransa’da eğitim görmüş, reklamcılık ve halkla ilişkiler alanında çalışmış ve yazarlık konusunda çok çabalamıştır. Sonunda istediği gibi bir yazar olmuştur. Mesleğini çok ciddiye alarak yapar. Bazen bir konuyu iki üç yıl araştırdığı olur. Annesiyle babası Alman ve Portekizli olan Steel Avrupa’da yetişmiştir. Yabancı ülkeler ve diller her zaman yaşamında büyük rol oynamıştır. İspanyolca ve Fransızcayı kusursuzca konuşan Steel çok çekingen bir kadındır. Yaşamını saran o görünüşte ışıltılı ve ayrıntılara rağmen, kocası ve çocuklarıyla birlikte sakin bir yaşam sürmektedir.
Danielle Steel yazarlığı dışında, Amerika Kütüphanecilik Birliğinin yönetim kurulu başkanlığınıda yapmıştır.1981’de üniversite eöğrencileri tarafından yapılan ülke çapındaki anket sonucu Steel “ Dünyanın En Etkili Kadınlarından Biri ” ünvanını kazanmıştır.
Steel’in yayınlanmış olan yirmi üç romanının arasında yeni satışa sunulan Zoya’yı ve yine En Çok Satan Kitaplar listelerine giren diğer eserlerini, Kaleidoscope, Fine Things (Acı Yıllar), Wanderlust (Sevgi Yolu), Secrets (Sırlar), ve Family Album (Aile Albümü) sayılabilir. ABC-TV Şirketi 1986 Şubat döneminde yine Steel’in En Çok Satan Kitaplar listesine giren Crossing (Sevmek Zamanı) adlı romanından uyarlanan başarılı bir mini dizi yayınlanmıştır.
Yazar son olarak 1986’ da Guinness Dünya Rekorları kitabına geçmiştir. Bunun nedeni kitaplarından en aşağı birinin The New York Times listesinde devamlı olarak 225 hafta kalmasıydı.
16 Oca
KİTABIN ÖZETİ :
Thomas Klimnik Laura ile evlidir. Hayatın tam kıyısında dolanan bu iki insan için yaşam anlamını yitirmiş ve soyut bir biçimkazanmıştır. Hayata tutunamayan Laura aklını yitirir ve Thomas tarafından, kitapta “Kırmızı Ev” olarak adlandırılan akıl hastanesine yatırılır. Thomas Laura’yı aylarca kaldığı hastane hücresinde sadece beş defa ziyaret etme imkanı bulur. Her ziyaretinde eşinin kendinden daha da uzaklaştığının farkına varır. En son ziyaretinde eşinin kendisini, hücresindeki pencerenin parmaklığına astığını öğrenir. Bu noktadan sonra Thomas için hayat tam bir ızdıraptır. Artık nefes almaktan bile erinir hale gelmiştir. Sağ eli kabul ettiği karısını kaybettikten sonra, hayatının diğer anlamını teşkil eden astronomi bilimini de bırakır. Evini, çalıştığı laboratuarı ve elindeki her şeyi bırakıp yola düşer. Yapması gereken tek şey kendine bir kabuk bulmaktır. O kabuğu çok geçmeden bulur. Burası kentin bir hayli dışında eski bir hangardır. Hangarın hemen karşısında bir araba hurdalığı ve hurdalığın yanında da bir kağıt deposu vardır. Tamamıyla terk edilmiş olan bu mekan onun yeni ikametgahıdır.
Bu izbe hangarda hayatını idame ettirirken, çok seyrekte olsa dolaşmak için kırlara çıkar. Bir gün bir kadın ve onun beş-on metre gerisinde yürüyen bir adam görür. Uzaktan onları takip etmeye başlar. Kadının bir çakıyı yere bıraktığını görür. Çakıyı yerden alır ve bu vesile ile kadınla tanışır. Kadının yanındaki adam, kadının onun yanında kalıp kalamayacağını sorar. O andan itibaren Thomas ve Louise isimli kadın hangarda beraber kalmaya başlarlar. Tesadüf o ki, Louise de Thomas’ın karısı gibi uzun süre Kırmızı Ev’de kalmıştır. Açıkçası o da hayatın kıyısında olanlardandır. Thomas’a bileklerindeki derin yara izlerini göstererek, birkaç kez bileklerini kestiğini, bundan dolayı ailesi tarafından Kırmızı Ev’e yatırıldığını ve orada iki sene kaldığını anlatır. Yanında gördüğü adamın onunla birlikte o gün Kırmızı Ev’den çıktığını söyler. Bileklerini kesmesinin nedeni avucundaki hayat çizgisinin kısa olmasıdır. Ona göre o, diğer insanlardan çok daha genç yaşta ölecektir. Çocukluğundan beri taşıdığı bu evham, onu hayatın kıyısına itmiş ve onu tutunamayan bir insan yapmıştır. Hangarda Thomas ile birlikte kalırken, Louise sık sık avucunu toprağa sürter. Thomas ona bunun nedenini sorduğunda, “Bu şekilde hala hayatta olduğumu anlıyorum” cevabını alır. Thomas’ın o ana kadar yaşadıklarıyla, bu kadından duydukları arasındaki paralellikler hayret vericidir.
Hangarda kadınla geçen birkaç günün ardından ortaya beyaz bir araba çıkar. Bu araba, gecenin değişik saatlerinde karşıdaki araba hurdalığının önünde beklemektedir. Thomas sorular arasında gidip gelir. Olayları hep tesadüfe bağlamaya çalışır. Acaba bu araba onları mı gözetlemektedir yoksa arabadakiler masum birer sevgili midirler? Kadınla birlikte hangarda geçirdikleri yirmibeşinci güne geldiklerinde, Thomas’ın şüpheleri kuvvetlenmiştir. Artık o arabanın onları gözetlediği konusunda kendince kesin deliller elde etmiştir. Louise ise başından beri hep korku içindedir. Kırmızı Ev’de geçirdiği günler onu iyice şüphe eder bir insan haline getirmiştir. Korkuları ile baş edememekte ve bu korkularını Thomas’ın yardımıyla gidermeye çalışmaktadır. Birkaç günlüğüne hangarı terk edip kente inmeye karar verirler. Ancak kent onlara göre değildir. Orada tutunamazlar ve hangara geri dönerler. Günler korkularla ve şüphelerle geçip gider.
Daha sonraki günlerde Louise hangarda kuytu bir köşeye çekilir. Artık Thomas ile hiç konuşmamaktadır. Kendini hayattan tamamen soyutlamıştır. Yaşadığı yersiz korkular içini kemirmekte ve hayattan yavaş yavaş kaymasına vesile olmaktadır. Sonunda o gün gelir. Louise bileklerini cama dayar ve keser. Thomas’a avucunu göstererek artık hayat çizgisinin tamamen kaybolduğunu ve ölüm vaktinin geldiğini söyler. Thomas kızı siyah eşarpla boğar. O arada iki kişi içeri girer.
Eserin son kısmında, okurken okuyucu için sır olan birçok nokta açıklığa kavuşmaktadır. İçeriye giren iki kişinin, beyaz arabada günlerce hangarı izleyen polis memurları olduğunu öğreniyoruz. Thomas karakolda ifadesini alan bu iki polis memuruna, aslında “olay” benim ama “neden” sizsiniz diyor. Polislere hangarı niçin gözetlediklerini sorduğunda ise, şu ilginç cevabı alıyor; “Seni bir gün yol kenarında yürürken gördük, çok tuhaftın.”
Eser tutunamayan insanların yaşamından bir kesit veriyor. Belli bazı ön yargılarla bir noktaya gelen insanın, hayat yolundaki bocalayışları ve başarısızlıkları irdeleniyor. Aslında eser yaşamın ne kadar zor olduğunu, hayata tutunmanın güçlüklerini dile getiriyor. Kaybedilen bazı değerler neticesinde, yaşam rotasının bir anda alt üst olduğu, gelinen noktada artık hiçbir şeyin önemli olmadığı gerçeği …
“Yalnızca onaylamanızı istiyorum. Siz de ben de aynı derecede biliyoruz. Eşarbı tutan bendim ama sıkan sizdiniz. Ben, sizin işlediğiniz bir suçun suçlusuyum. Böylece kendi kendinizi kanıtlamış oldunuz.”
“Bu gerçek onlara kendini yavaş yavaş kabul ettirecektir. O zaman, yüzüme, birbirimize benziyormuşuz gibi bakacaklar. Sonra tahammül edilemeyecek kadar derinlere uzanan bu suç ortaklığından sıyrılacaklar. Beni kendilerince uygun görülen yere, bu odaya ve bu iskemlenin üzerine atacaklar. Ve burada , tek başıma, uslu uslu çekeceğim acıların ufkuna bakarak kalacağım. Onlar, kendi iğrençliklerine sırtlarını dönecek ve çekip gidecekler. Birbirimizi bir daha hiç görmeyeceğiz.”
“Neden, diye tekrarladım. Neden biz?”