Kitap özetleri - Kitapözetleri - kitaplar - roman özetleri - hikaye özetleri - E Kitap - Kitap Oku
7 Nis
KİTABIN ÖZETİ :
Sir Claud Amory, bir fizik uzmanı idi ve uzunca bir zamandır atom partiküllerinin hareketleri üzerinde incelemeler yapıyordu. Bir gün aradığını buldu, bulduğu şimdiye dek kullanıla gelen patlayıcılardan binlerce kez daha etkili bir bomba formülüydü bu formül bir servet değerinde idi. Çünkü bu formül karşılığında pekçok devlet hazinelerinin kapılarını ardına kadar açabilirdi. Yalnız Sir Amory ‘i düşündüren bir mesele vardı. Oda aile fertlerinden birinin formülü çalacağını hissetmesi idi. Evet o bunu hissetmişti ama bunu kimin yapacağını bilmiyordu. Bu sorunu çözmek için kendisi gibi alanında uzman olan birine ihtiyacı vardı. Bu kim olabilirdi? Daha önce tanışmasa da methini duyduğu Belçika asıllı dedektif Hercule Poirot olabilirdi, çünkü o zehir gibi bir dedektifti ve çözemeyeceği olayın olamayacağına inanırdı. Onu evine davet ederek olayı çözmesini rica etti. Mr. Poirot da bu nazik davete icabet etti. Yalnız Mr. Poirot daha Sir’ün evine varmadan olaylar cereyan etmeye başladı.
Sir Amory’nin evinde hiç evlenmemiş olan ablası, oğlu Richard, oğlunun İtalyan asıllı karısı Lucia, bir bayan yeğeni, İtalyan doktor Carelli, evin İngiliz uşağı ve Sir’ün sekreteri bulunmaktaydı. Bu ev halkı yemek sonrası sohbet yapıyorlardı. Sir’ün gelini güzel Lucia kendisi gibi İtalyan olan doktordan rahatsızmış gibi davranmaktaydı, sanki doktor onu sıkıştırıyordu. Kocası Richard’ da bu davetsiz eski dosttan rahatsız görünüyordu. Zaten ilk fırsatta karısına kendisini o doktor ile niye aldattığını soracaktı. Tüm bunlar Lucia’yı daha da kötü etmişti ve fark edilir hale gelen Lucia’nın rahatsızlığını tedavi etmek için ilaç kutusunu bulunduğu raftan indirmişlerdi. Doktor Carelli, ilaç kutularına bakarak ne işe yaradıklarını söylüyordu. Şişede öldürücü zehirli ilaçlar bile vardı ve uyku getirerek insanı öldüren ilaç hayli ilgi çekmişti. Lucia, farkettirmeden ondan bir avuç kadar almıştı. Bu esnada kahve servisi başlamıştı. Richard karısının yanına giderek onun gönlünü almıştı. Sır Amory ise uşağına kapıları dıştan kilitlemesini emretmiş ve kahvesini yudumlarken izaha başlamıştı. Önemli ve de çok değerli bir formül bulduğunu ama ev halkı içinden birinin bunu çalmak istediğini bildiğini ve bunu düşünen kişiyi son bir fırsat olarak az sonra ışıkları kapattıracağını bu esnada az önce çalmış olduğu formülü sehpanın üzerine koymasını aksi halde çağırttığı ünlü dedektif Mr. Poirot ‘un suçluyu bizzat bularak gereğini yapacağını ikaz etti. Bu arada kahvenin acılığından bahsetti. Işıkların söndürülmesini emretti.
Mr.Poirot ulaştığında Sir Claud Amory koltuğunda ölü olarak bulunuyordu ve sehpanın üzerinde de içi boş bir zarf duruyordu. İlk başta tüm şüpheler bir yabancı olan ve pek güven veren bir intibah vermeyen doktor Carelli’ye yönelmişti. Lucıa’nın doktora antipatisi ve rahatsız halide Mr. Poirot tarafından farkedilmekteydi. Gerçi diğer şüphelilerde merhumu pek sevmiyorlardı. Özellikle merhumun bayan yeğeni bunu açıkça dile getirmiş ihtiyarın pintiliği ve huysuzluğundan bahsetmişti. Olay bu halde önünde dururken Mr. Poirot olayı zekası, titizlik ve dikkati sayesinde çözmüştü. Gelin Lucıa’yı söz oyunlarıyla köşeye sıkıştırıp ondan kötü ün salmış bir bayan ajanın kızı olduğunu ve bunu bilen doktor Carelli tarafından şantaj önerisine maruz kaldığını ama formülü çalanın ve kayınpederini öldürenin kendisi olmadığını söyletti.
Zaten Mr. Poirot ayrıntıları yakalamıştı. İlaç kutusu ile olaydan evvel oynanmış olduğunu, rafın tozlu olmasına karşın ilaç kutusunun olay anında tertemiz olmasından anlaşılmıştı. Şüpheli görülen sekreter bayan yapılan sorgu esnasında sıkışınca yine aynı zehirle Mr. Poirot’u da öldürmeye çalışınca ki, Mr. Poirot yine zekası ve uyanıklığı sayesinde kurtulmuştu. Katil sekreter yakalandı ve adalete teslim edildi.
Kaynak: gata.edu.tr
7 Nis
KİTABIN ADI ABD’nin Kürt Kartı
KİTABIN YAZARI Turan YAVUZ
YAYIN EVİ VE ADRESİ Milliyet Yayınları Kefeli Köy Cad.No:35 / 80890 Büyükdere / İSTANBUL
BASIM TARİHİ 1993
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Amerika’nın Kürt Politikasını tüm ayrıntılarıyla göz önüne sermek
KİTABIN ÖZETİ :
A. BİRİNCİ BÖLÜM : ABD başkanı George Bush’un körfez krizi başladığında kürt kartını nasıl kullanmaya çalıştığını anlatmakla başlıyor. Kürtlerin kaderi Bush’un yazlık evi Kenneburnkport’taki bir balık avında Körfez Savaşı başlamadan 6 ay önce tayin edilmişti.
B. İKİNCİ BÖLÜM : Bu bölümde geçmiş anlatılmaktadır. 1946 yılında İran’da kurulan ve kısa ömürlü olan Kürdistan cumhuriyetinden itibaren 1970’lerin başına kadar bölgedeki güçlerin ve ABD’nin soruna nasıl baktıkları anlatılmaktadır.
C. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde ABD’nin siyasi ve kirli işler tarihine, ünlü “Pike Raporu” olarak geçmiş olan ve 1970’li yıllarda ABD’nin İran ile birlikte, Kürtlere karşı oynadığı oyunları ele alıyor.
D. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde; 1970’lerin sonunu konu ediyor. Bu bölüm Molla Mustafa Barzani’nin ABD’de kaldığı yıllarda, ABD Başkanı Jimmy Carter’e yazdığı mektupları göz önüne seriyor. Bu arada 1979 yılında “Devrimci Muhafızlar” adıyla Tahran’daki ABD Büyük Elçiliğini ele geçiren öğrencilerin, büyükelçilik kasalarında bularak yayınladıkları CİA kriptoları ve kürtlerle ilgili bir CİA raporuna da bu bölümde yer verilmiştir.
E. BEŞİNCİ BÖLÜM : İran ile Irak arasında 1980 yılında patlak veren savaş ile başlıyor ve 1980’li yıllarda kürtlerin bu çatışmada ve bölgede oynadıkları role değiniyor.
F. ALTINCI VE YEDİNCİ BÖLÜM : Bu iki bölümde kürtlerin, ABD körfez senaryolarında nasıl yer aldıklarına değiniliyor. Başkan Bush yaptığı bir konuşmada Irak halkını Saddam’a karşı ayaklanmaya çağırmıştır. Ayaklanma çağrısını yanlış gruplar değerlendirmişlerdir.
G. SEKİZİNCİ BÖLÜM : Bu Bölümde, Kürt mülteci krizi ile birlikte Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL İle George Bush arasındaki dostluk, kürtlerin geleceklerini nasıl etkiledi? Özal devreye girmeseydi bugün İncirlik’teki Çekiç Güç olur muydu? Daha da önemlisi, başkan Bush’un Kürtlere yaklaşımı nasıldı? Sorularına cevap aramaktadır.
H. DOKUZUNCU BÖLÜM : Amerikan yönetiminin 1992 yılındaki Kürt yaklaşımını anlatıyor. Ayrıca, George Bush’un Kürtlere yönelik politikasında önemli bir rol oynayan iki önemli raporda ayrıntılarıyla ele alınıyor.
I. ONUNCU BÖLÜM : “şimdi ne olacak?” Başlığını taşıyor. 3 kasım 1992’de ABD’de başkanlık seçimleri yapıldı ve Amerikan halkı başkan Bush’u emekliye sevk etti. Şimdi Amerika Bill Clinton dönemine başlıyor. Yani 1968’liler iktidarda. Bu dönemde ABD-TÜRK ve ABD-KÜRT ilişkileri nasıl olacak? Yeni iktidarda kimler var? Gibi sorulara cevap veriyor.
SONUÇ OLARAK :
ABD Kuzey Irak’ta bir bağımsız Kürt devleti istiyor mu? Washington bölgede bir Kürt devleti kurulmasına gözmü yumuyor? Bu sorular uzun bir süredir tartışılmakta, kimine göre dünyanın şu sıralardaki tek süper gücü gözetiminde Kuzey Irak’ta bir kürt devleti kurulmaktadır, kimine görede ABD’nin buna ne gücü vardır, nede eğilimi. İşin enteresan tarafı tüm bu sorulara cevap net bir şekilde hayır değildir.
2 nci dünya savaşından bu yana ABD Ortadoğu bölgesinde Kürtler ile uzun bir süre flört etmiştir. Bu yakınlık 1975 yılında CİA’nın İran ile birlikte Irak’taki Kürt gruplarını silahlandırdığı yıllarda doruk noktasına çıkmıştır. Ancak daha sonra Henry Kissinger’in Molla Mustafa Barzani’yi Saddam Hüseyin’e karşı yapayalnız bırakması, Washington’un Kürtleri sadece bir “kart” olarak kullandığını ortaya çıkarmıştır. Bir başka deyişle ABD için Kürtler satranç tahtasında nereye, nasıl gideceği önceden hesaplanmış piyonlardan başka birşey değildir.
ABD geçen yılki körfez krizine kadar Kürtlere yönelik satranç stratejisini sürdürdü. Aynı dönemlerde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’da Kürt sorunu konusunda adeta tavla oynarmışcasına davranıyordu. Yani zarı atıp gelen sayıya göre hareket ediyordu.
Savaştan sonra ise roller değişti. Türkiye izlediği politika ile Kürt sorunu ile daha fazla aşır neşir oldu. Kendisine bir strateji saptamaya başladı. Sözkonusu strateji henüz tamamlanmamış olsa bile, Türkiye artık geleceğe yönelik planlar yapmaya başladı. Kısacası tavla yerini satranca bıraktı.
Aynı sıralarda ise Washinton’da tavla satrancın yerini alıyordu. Soğuk savaşın sona ermesi ve körfez krizi ile birlikte gelen belirsizlikler ABD’nin ortadoğunun kaygan kumlarında bir strateji saptamasını engellemektedir.
Bugüne kadar Washington’un kesin çizgiler ile saptanmış bir Kürt politikası bulunmuyor. Ancak, geçen yıl Kuzey Irak’ta yapılan Kürt seçimleri, kurulan parlemento, atanan bir başbakan ve bunun sonucunda bir araya getirilen bir ordu Washington’dan gelecek “yeşil ışığı” beklemeye koyuldu. Yeşil ışığın ne zaman yakılacağı da ABD’nin 42 nci başkanı seçilen Bill CLİNTON iktidarının önümüzdeki dönemde yapacağı çıkar saptamalarına bağlı olacaktır.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
ABD’nin Kürt politikasındaki amacı şimdilik, Saddam’dan kurtulma çabalarına hizmet etmektedir. Ancak K.Irak’ta kurulan parlemento, oluşturulan bir ordu, yani belki bağımsız bir Kürt devleti, Washington’dan gelecek yeşil ışığı beklemektedir.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER : Yoktur.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Eser ABD’nin birçok insan tarafından bilinmeyen yakın geçmiş zaman ve orta vade politikalarını belgeleriyle birlikte ortaya koyması dolayısıyla okunması gereken faydalı bir eserdir.
2 Mar
1.KİTABIN KONUSU: Hava postacılığı yapan bir şirkette Pentagon postasını acısıyla tatlısıyla anlatan bir roman. Bu hava postasının diğer postalardan ayrılan farkı; uçuşların gece yapılması ve ve havacılığın tehlikesini arttıran zifiri karanlık, parlak ay, yıldızlar ve sessizlik.
2.KİTABIN ÖZETİ: Buenos Aires’te bir şirket anlatılmakta. Bu şirket hava postacılığı yapmakta ve adı Pentagon Postasıdır.
Şirketin tüm sorumluluğunu, genel müdür olan Riviere’ ye ait. Bu sorumluluk öyle bir sorumluluk ki; hatayı affetmeyen, başarıları ise su yüzüne, dışarı vurmayan, sert bir o kadar da duygusal bir yönetici. Bu kavramların ve özellikleri hepsi Riviere adındaki genel müdüre ait.
2 Mar
26 Şub
Bihruz Bey bir Osmanlı paşasının oğludur. Evde özel hocalardan yarım yamalak bir eğitim görmüştür.Alafırangalığa özenir, süsü, gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık, sorumsuz bir gençtir. Her fırsatta az buçuk bildiği Fransızcasıyla terziler, ayakkabıcılar ve garsonlarla konuşur. Böylece Batılı olduğunu sanır.
Devrin pahalı eğlence yerlerinde arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca tepesine çıkar. Güzel bir arabada sarışın, kibar görünüşlü bir kız görür. Hemen ona aşık olur. Ertesi hafta yine oraya gider. Binbir özenle yazdığı mektubu kızın arabasına atar. Fakat, o günden sonra onu bir daha göremez. Yemeden içmeden kesilir, zayıflar. İşini, annesini (more…)