Kitap özetleri - Kitapözetleri - kitaplar - roman özetleri - hikaye özetleri - E Kitap - Kitap Oku
24 Nis
Kitabın adı: Define Adası
Yazar: Robert Louis Stevenson
Kitap Hakkında Bilgi:
Define Adası İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson’un yazdığı bir macera romanıdır. Ayrı bir kitap olarak 1883 senesinde çıkan bu yapıt, daha önce 1881-1882 yıllarında bir çocuk dergisinde diziler halinde yayınlanmıştır.
Tüm romanların belki de en çok işlenenidir. Tropikal adalar, x işaretli hazine haritaları ile tek gözü kör ve bantlı, bir eli kancalı, omuzunda papağanı ile belleğimizde canlandırdığımız korsan kavramları üzerinde Define Adasının büyük etkisi olmuştur.
Stevenson Define Adası’nı yazmaya başladığında 30 yaşındaydı, bu onun bir romancı olarak ilk başarısı olacaktı. İlk onbeş bölüm 1881′de İskoçya yaylalarında bulunan Braemar’da yazıldı.
Kitap Özeti:
XVIII. yüzyılın ikinci yarısı okyanusların korsan kaynadığı, uzak adaların inanılmaz maceralara sahne olduğu bir dönemdi. Jim Hawkins, bu karışık günlerde ailesiyle birlikte İngiltere’nin güney kıyılarındaki Amiral Benbow Hanı’nda yaşamaktaydı.
Yolu Amiral Benbow’a düşen Billy Bones isimli eski bir korsan, hanı işleterek kıt kanaat geçinen ailenin yaşamını değiştirecektir. Bones’un korsan Flint’in definesinin yerini gösteren bir haritası vardır ve bu harita bir bela mıknatısı gibi bütün korkunç korsanları hana çeker. Harita bir raslantı sonucu Jim Hawkins’in eline geçer ve heyecanlı bir define avı başlar.
7 Nis
KİTABIN ÖZETİ :
Sir Claud Amory, bir fizik uzmanı idi ve uzunca bir zamandır atom partiküllerinin hareketleri üzerinde incelemeler yapıyordu. Bir gün aradığını buldu, bulduğu şimdiye dek kullanıla gelen patlayıcılardan binlerce kez daha etkili bir bomba formülüydü bu formül bir servet değerinde idi. Çünkü bu formül karşılığında pekçok devlet hazinelerinin kapılarını ardına kadar açabilirdi. Yalnız Sir Amory ‘i düşündüren bir mesele vardı. Oda aile fertlerinden birinin formülü çalacağını hissetmesi idi. Evet o bunu hissetmişti ama bunu kimin yapacağını bilmiyordu. Bu sorunu çözmek için kendisi gibi alanında uzman olan birine ihtiyacı vardı. Bu kim olabilirdi? Daha önce tanışmasa da methini duyduğu Belçika asıllı dedektif Hercule Poirot olabilirdi, çünkü o zehir gibi bir dedektifti ve çözemeyeceği olayın olamayacağına inanırdı. Onu evine davet ederek olayı çözmesini rica etti. Mr. Poirot da bu nazik davete icabet etti. Yalnız Mr. Poirot daha Sir’ün evine varmadan olaylar cereyan etmeye başladı.
Sir Amory’nin evinde hiç evlenmemiş olan ablası, oğlu Richard, oğlunun İtalyan asıllı karısı Lucia, bir bayan yeğeni, İtalyan doktor Carelli, evin İngiliz uşağı ve Sir’ün sekreteri bulunmaktaydı. Bu ev halkı yemek sonrası sohbet yapıyorlardı. Sir’ün gelini güzel Lucia kendisi gibi İtalyan olan doktordan rahatsızmış gibi davranmaktaydı, sanki doktor onu sıkıştırıyordu. Kocası Richard’ da bu davetsiz eski dosttan rahatsız görünüyordu. Zaten ilk fırsatta karısına kendisini o doktor ile niye aldattığını soracaktı. Tüm bunlar Lucia’yı daha da kötü etmişti ve fark edilir hale gelen Lucia’nın rahatsızlığını tedavi etmek için ilaç kutusunu bulunduğu raftan indirmişlerdi. Doktor Carelli, ilaç kutularına bakarak ne işe yaradıklarını söylüyordu. Şişede öldürücü zehirli ilaçlar bile vardı ve uyku getirerek insanı öldüren ilaç hayli ilgi çekmişti. Lucia, farkettirmeden ondan bir avuç kadar almıştı. Bu esnada kahve servisi başlamıştı. Richard karısının yanına giderek onun gönlünü almıştı. Sır Amory ise uşağına kapıları dıştan kilitlemesini emretmiş ve kahvesini yudumlarken izaha başlamıştı. Önemli ve de çok değerli bir formül bulduğunu ama ev halkı içinden birinin bunu çalmak istediğini bildiğini ve bunu düşünen kişiyi son bir fırsat olarak az sonra ışıkları kapattıracağını bu esnada az önce çalmış olduğu formülü sehpanın üzerine koymasını aksi halde çağırttığı ünlü dedektif Mr. Poirot ‘un suçluyu bizzat bularak gereğini yapacağını ikaz etti. Bu arada kahvenin acılığından bahsetti. Işıkların söndürülmesini emretti.
Mr.Poirot ulaştığında Sir Claud Amory koltuğunda ölü olarak bulunuyordu ve sehpanın üzerinde de içi boş bir zarf duruyordu. İlk başta tüm şüpheler bir yabancı olan ve pek güven veren bir intibah vermeyen doktor Carelli’ye yönelmişti. Lucıa’nın doktora antipatisi ve rahatsız halide Mr. Poirot tarafından farkedilmekteydi. Gerçi diğer şüphelilerde merhumu pek sevmiyorlardı. Özellikle merhumun bayan yeğeni bunu açıkça dile getirmiş ihtiyarın pintiliği ve huysuzluğundan bahsetmişti. Olay bu halde önünde dururken Mr. Poirot olayı zekası, titizlik ve dikkati sayesinde çözmüştü. Gelin Lucıa’yı söz oyunlarıyla köşeye sıkıştırıp ondan kötü ün salmış bir bayan ajanın kızı olduğunu ve bunu bilen doktor Carelli tarafından şantaj önerisine maruz kaldığını ama formülü çalanın ve kayınpederini öldürenin kendisi olmadığını söyletti.
Zaten Mr. Poirot ayrıntıları yakalamıştı. İlaç kutusu ile olaydan evvel oynanmış olduğunu, rafın tozlu olmasına karşın ilaç kutusunun olay anında tertemiz olmasından anlaşılmıştı. Şüpheli görülen sekreter bayan yapılan sorgu esnasında sıkışınca yine aynı zehirle Mr. Poirot’u da öldürmeye çalışınca ki, Mr. Poirot yine zekası ve uyanıklığı sayesinde kurtulmuştu. Katil sekreter yakalandı ve adalete teslim edildi.
Kaynak: gata.edu.tr
7 Nis
KİTABIN ADI ABD’nin Kürt Kartı
KİTABIN YAZARI Turan YAVUZ
YAYIN EVİ VE ADRESİ Milliyet Yayınları Kefeli Köy Cad.No:35 / 80890 Büyükdere / İSTANBUL
BASIM TARİHİ 1993
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Amerika’nın Kürt Politikasını tüm ayrıntılarıyla göz önüne sermek
KİTABIN ÖZETİ :
A. BİRİNCİ BÖLÜM : ABD başkanı George Bush’un körfez krizi başladığında kürt kartını nasıl kullanmaya çalıştığını anlatmakla başlıyor. Kürtlerin kaderi Bush’un yazlık evi Kenneburnkport’taki bir balık avında Körfez Savaşı başlamadan 6 ay önce tayin edilmişti.
B. İKİNCİ BÖLÜM : Bu bölümde geçmiş anlatılmaktadır. 1946 yılında İran’da kurulan ve kısa ömürlü olan Kürdistan cumhuriyetinden itibaren 1970’lerin başına kadar bölgedeki güçlerin ve ABD’nin soruna nasıl baktıkları anlatılmaktadır.
C. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde ABD’nin siyasi ve kirli işler tarihine, ünlü “Pike Raporu” olarak geçmiş olan ve 1970’li yıllarda ABD’nin İran ile birlikte, Kürtlere karşı oynadığı oyunları ele alıyor.
D. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde; 1970’lerin sonunu konu ediyor. Bu bölüm Molla Mustafa Barzani’nin ABD’de kaldığı yıllarda, ABD Başkanı Jimmy Carter’e yazdığı mektupları göz önüne seriyor. Bu arada 1979 yılında “Devrimci Muhafızlar” adıyla Tahran’daki ABD Büyük Elçiliğini ele geçiren öğrencilerin, büyükelçilik kasalarında bularak yayınladıkları CİA kriptoları ve kürtlerle ilgili bir CİA raporuna da bu bölümde yer verilmiştir.
E. BEŞİNCİ BÖLÜM : İran ile Irak arasında 1980 yılında patlak veren savaş ile başlıyor ve 1980’li yıllarda kürtlerin bu çatışmada ve bölgede oynadıkları role değiniyor.
F. ALTINCI VE YEDİNCİ BÖLÜM : Bu iki bölümde kürtlerin, ABD körfez senaryolarında nasıl yer aldıklarına değiniliyor. Başkan Bush yaptığı bir konuşmada Irak halkını Saddam’a karşı ayaklanmaya çağırmıştır. Ayaklanma çağrısını yanlış gruplar değerlendirmişlerdir.
G. SEKİZİNCİ BÖLÜM : Bu Bölümde, Kürt mülteci krizi ile birlikte Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL İle George Bush arasındaki dostluk, kürtlerin geleceklerini nasıl etkiledi? Özal devreye girmeseydi bugün İncirlik’teki Çekiç Güç olur muydu? Daha da önemlisi, başkan Bush’un Kürtlere yaklaşımı nasıldı? Sorularına cevap aramaktadır.
H. DOKUZUNCU BÖLÜM : Amerikan yönetiminin 1992 yılındaki Kürt yaklaşımını anlatıyor. Ayrıca, George Bush’un Kürtlere yönelik politikasında önemli bir rol oynayan iki önemli raporda ayrıntılarıyla ele alınıyor.
I. ONUNCU BÖLÜM : “şimdi ne olacak?” Başlığını taşıyor. 3 kasım 1992’de ABD’de başkanlık seçimleri yapıldı ve Amerikan halkı başkan Bush’u emekliye sevk etti. Şimdi Amerika Bill Clinton dönemine başlıyor. Yani 1968’liler iktidarda. Bu dönemde ABD-TÜRK ve ABD-KÜRT ilişkileri nasıl olacak? Yeni iktidarda kimler var? Gibi sorulara cevap veriyor.
SONUÇ OLARAK :
ABD Kuzey Irak’ta bir bağımsız Kürt devleti istiyor mu? Washington bölgede bir Kürt devleti kurulmasına gözmü yumuyor? Bu sorular uzun bir süredir tartışılmakta, kimine göre dünyanın şu sıralardaki tek süper gücü gözetiminde Kuzey Irak’ta bir kürt devleti kurulmaktadır, kimine görede ABD’nin buna ne gücü vardır, nede eğilimi. İşin enteresan tarafı tüm bu sorulara cevap net bir şekilde hayır değildir.
2 nci dünya savaşından bu yana ABD Ortadoğu bölgesinde Kürtler ile uzun bir süre flört etmiştir. Bu yakınlık 1975 yılında CİA’nın İran ile birlikte Irak’taki Kürt gruplarını silahlandırdığı yıllarda doruk noktasına çıkmıştır. Ancak daha sonra Henry Kissinger’in Molla Mustafa Barzani’yi Saddam Hüseyin’e karşı yapayalnız bırakması, Washington’un Kürtleri sadece bir “kart” olarak kullandığını ortaya çıkarmıştır. Bir başka deyişle ABD için Kürtler satranç tahtasında nereye, nasıl gideceği önceden hesaplanmış piyonlardan başka birşey değildir.
ABD geçen yılki körfez krizine kadar Kürtlere yönelik satranç stratejisini sürdürdü. Aynı dönemlerde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’da Kürt sorunu konusunda adeta tavla oynarmışcasına davranıyordu. Yani zarı atıp gelen sayıya göre hareket ediyordu.
Savaştan sonra ise roller değişti. Türkiye izlediği politika ile Kürt sorunu ile daha fazla aşır neşir oldu. Kendisine bir strateji saptamaya başladı. Sözkonusu strateji henüz tamamlanmamış olsa bile, Türkiye artık geleceğe yönelik planlar yapmaya başladı. Kısacası tavla yerini satranca bıraktı.
Aynı sıralarda ise Washinton’da tavla satrancın yerini alıyordu. Soğuk savaşın sona ermesi ve körfez krizi ile birlikte gelen belirsizlikler ABD’nin ortadoğunun kaygan kumlarında bir strateji saptamasını engellemektedir.
Bugüne kadar Washington’un kesin çizgiler ile saptanmış bir Kürt politikası bulunmuyor. Ancak, geçen yıl Kuzey Irak’ta yapılan Kürt seçimleri, kurulan parlemento, atanan bir başbakan ve bunun sonucunda bir araya getirilen bir ordu Washington’dan gelecek “yeşil ışığı” beklemeye koyuldu. Yeşil ışığın ne zaman yakılacağı da ABD’nin 42 nci başkanı seçilen Bill CLİNTON iktidarının önümüzdeki dönemde yapacağı çıkar saptamalarına bağlı olacaktır.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
ABD’nin Kürt politikasındaki amacı şimdilik, Saddam’dan kurtulma çabalarına hizmet etmektedir. Ancak K.Irak’ta kurulan parlemento, oluşturulan bir ordu, yani belki bağımsız bir Kürt devleti, Washington’dan gelecek yeşil ışığı beklemektedir.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER : Yoktur.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Eser ABD’nin birçok insan tarafından bilinmeyen yakın geçmiş zaman ve orta vade politikalarını belgeleriyle birlikte ortaya koyması dolayısıyla okunması gereken faydalı bir eserdir.
4 Nis
Yazar, Uzun Yillardan Berİ BacaĞindan Bİr Sorun YaŞamaktadir. Bu Problem, Yazarin Doktorlarin Dedİklerİnİ Uygulamamasindan Dolayi GÜn GeÇtİkÇe Kendİnİ Hİssettİrmeye BaŞlamiŞtir. Fakat Yazar, Bu Olaylari Annesİne Aktarmamamak İÇİn ÇeŞİtlİ Bahaneler Üretİr Ve Annesİnİ Üzmek İstemez. Yazarin Akrabalarindan Olan Bİr PaŞa Vardir. Bazi Zamanlar PaŞaya Gİderken Romanlar Alir Ve Bu Romanlari Gece Yatarken PaŞaya Okur. Bu Olay PaŞanin Çok HoŞuna Gİtmektedİr. Yazar PaŞanin Evİne Gİder. Orada Bİr KaÇ GÜn Kalirken PaŞanin Kizi NÜzhet İle Aralarinda Sicak Bİr İlİŞkİ BaŞlar. Fakat Bu İlİŞkİ BÜyÜdÜkÇe, Yazarin İÇİnde NÜzhet Sevgİsİ FazlalaŞtikÇa NÜzhet İle Daha Fazla Beraber Olmaya ÇaliŞir. Fakat Yazarin KarŞisinda Bİr Engel Vardir Kİ Oda PaŞanin Karisinin NÜzhetİ Bİr Doktorla Evlendİrmek İstemesİdİr.
Bİr GÜn Yazar PaŞanin Evİndeyken O GÜnÜn AkŞam YemeĞİne Doktorun Da GeleceĞİnİ ÖĞrenİr. Doktorun Adi Ragiptir. Doktor GeldİĞİnde Hemen Yemek Yenmeye BaŞlanir. PaŞa İle Doktor Arasinda GÜzel Bİr Sohbet BaŞlar. Fakat Bu Yazari Pek İlgİlendİrmez ÇÜnkÜ Onun İÇİn Önemlİ Olan NÜzhetİn Yemekte VerdİĞİ Tepkİdİr. Yemek Esnasinda PaŞa, Doktorla KonuŞtuklari Konu Hakkinda Yazara Bİr Soru Sorar Ve Onun Da GÖrÜŞlerİnİ Almak İster. Konuyu Tam Olarak Bİlmeyen Yazar Konu Hakkinda Pek De İlgİlİ Olmayan SÖzler SÖyler. Bu SÖzler PaŞanin HoŞuna Gİtmez Ve Aralarinda Bİr TartiŞma BaŞlar. PaŞa Çok Sİnİrlenİr. Ertesİ GÜn PaŞa Yazari Odasina ÇaĞirir. O Sirada PaŞanin Nİye Yazari Odasina ÇaĞirdiĞini ÖĞrenmek İÇİn De PaŞanin Karisi, PaŞanin Odasinda Oyalanir. Yazar İÇerİ Gİrer Ve PaŞa Hemen Ona Bİr Soru YÖneltİr Ve Doktor Ragip Beyİn Kizi NÜzhete Uygun Olup OlmadiĞini Sorar. Yazar Da Bu Konu Hakkinda KuŞkusuz Hayir Cevabini Verİr Ve PaŞa Da Onu Destekler Bİr BİÇİmde GÜler. O Sirada Odada Oyalanan PaŞanin Karisi Hemen Araya Gİrer Ve Bu DÜŞÜnceye KarŞi OlduĞunu Savunur. Daha Sonra Yazar Evden Ayrilmaya Karar Verİr Fakat Tam PaŞanin Evİnden AyrilacaĞi Sirada Annesİ Gelİr Ve Bİr KaÇ GÜn Daha PaŞanin Evİnde Kalmak Zorunda Kalir.
Eve DÖndÜklerİnde Yazar Uyurken, Ansizin BacaĞinda Şİddetlİ Bİr AĞri Hİsseder Ve Annesİne Bunu Haber Verİr. Annesİ De Yazari Sabah Hemen Bİr Doktora GÖtÜrÜr. Doktor Yazarin BacaĞini İnceledİkten Sonra Elİnİ Yikamaya Gİder Ve Daha Sonra Tekrar Yazarin Yanina Gelİr Ve YÜzÜnÜ BruŞturarak KÖtÜ Haberİ Verİr. Yazar Doktorlarin SÖylemİŞ OlduĞu Uygulamalardan HİÇbİrİnİ YapmamiŞ, Baston KullanmamiŞve AyaĞina Çok YÜklenmİŞtİr, Bu YÜzden De AyaĞi Kesİlme Noktasina Kadar GelmİŞtİr. Yazar, Annesİ Ve ArkadaŞlari Bu Duruma Çok ÜzÜlÜrler. Daha Sonra Yazar Ve Annesİ Şanslarini BaŞka Bİr Doktorda Denerler Ve Doktordan İyİ Haberİ Alirlar Ve AyaĞinin Kesİlme Durumunun Ortadan KalkabİleceĞİnİ ÖĞrenİrler. Fakat Bunun Sadece Dokuzuncu Harİcİye KoĞuŞunda Yapilacak Kontrollerden Sonra MÜmkÜn OlacaĞini ÖĞrenİrler. Yazar Bu KoĞuŞta Kalmaya Razi Olur.
Yazar, Bu KoĞuŞta KaldiĞi SÜrede Kendİnİ Yalniz HİssetmİŞ, GeleceĞİ Ve NÜzhetİ DÜŞÜnmÜŞtÜr. Yazar, KaldiĞi SÜre İÇersİnde Bİr Çok Pansumana Tabİ TutulmuŞ Ve Sonunda Fİnal KontrolÜ GelmİŞtİr. Yazar Amelİyat Olur Ve Amelİyattan Sonra AyaĞinin Kesİlmesİne Gerek OlmadiĞini SÖyler. Bu Olaya Yazar Ve Annesİ Çok Sevİnİrler Ve Yazar Hasahaneden Taburcu Olur…
‘’’’’’’’’’’’’’’’’’’’romanin Sonu’’’’’’’’’’
Romanin Kahramanlari
Yazar: İÇİne Kapanik, Yillardir AyaĞindan Sorun YaŞayan, Doktorlar Ve Hastahanelerden BikmiŞ, İyİ Kalplİ Bİrİsİdİr.
Yazarin Annesİ: OĞlunun SaĞliĞi İÇİn Elİnden Gelenİ Yapan Bİrİdİr.
PaŞa: İyİ Kalplİ, Kizini Doktor Ragip Beye Vermek İstemeyen, Yazari En İyİ Dostlarindan Bİrİsİ Olarak GÖren Bİrİsİdİr.
Yazarin Karisi: Kizinin Doktor Ragip Beyle Evlenmesİnİ İsteyen, Yazari Bİr Mİkrop Olarak GÖren Bİrİsİdİr.
Doktor Ragip Bey: NÜzhetle Evlenecek Olan KİŞİdİr. ÖĞrenİm GÖrmÜŞ, MesleĞİnde BaŞarili Bİrİsİdİr.
NÜzhet: Daha Çok Yazarla Bİrlİkte Olmak İsteyen, Doktor Ragip Beyİ Sevmeyen Bİrİsİdİr…
Yazar: Peyamİ Safa
Roman Yazari Ve Gazetecİdİr. Psİkolojİk Romanlariyla TaninmiŞtir. Yazilarinda DÖnemİn Sİyasal Etkİlerİnden EtkİlenmİŞtİr. CİngÖz Recaİ Adli Yazi Dİzİsİyle İlgİ ToplamiŞtir. Psİkolojİ, Sosyolojİ, Edebİyat Ve Felsefe Alanlarinda Yazilar YazmiŞtir. Temel Konu Olarak İnsanlarin DÜŞmÜŞ OlduĞu KÖtÜ Durumlardan Ders Çikarmayi AmaÇlamiŞtir…
Eserlerİ::::. MahŞer, SÖzde Kizlar, Canan, Bİr AkŞamdi
4 Nis
KİTABIN ÖZETİ
Kitap, iki Yahudi genç araştırmacı tarafından yazılmıştır. Daha fikir aşamasından başlayarak, İsrail’in kuruluşunun ilk günleri, bağımsızlığını elde ettiği 50 yıl içerisindeki önemli olaylar, ülke için kilometre taşı sayılabilecek dönemler anlatılmaktadır. Kitap, eski başbakanlardan Shimon PERES’in önsözü ile başlamaktadır. Yazdığı önsözde Peres’in şu ifadesi özellikle kayda değer bir cümledir: “Bu kitaptaki fotoğraflar dağlardaki yankılar gibi İsrail’in tüm hikayesini anlatamamaktadır. Ama hepsi İsrail’in varlığının kesin ve şüphe götürmez kanıtıdır.”
Önsözü “Bir ülke inşa etmek” isimli ilk bölüm takip etmektedir. Bu bölümde, 1890′lı yılların sonlarına doğru Avrupa’da yaşayan Yahudiler arasında ortaya çıkan kendilerine ait bir vatan elde etme fikirleri anlatılmaktadır. Ayrıca, 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde icra edilen Siyonist Kongresi anlatılmaktadır. Bu kongrenin fikir babası babası olarak “Theodor HERZL” kabul edilmektedir. Herzl, “Eğer inanırsan Yahudi ülkesi bir rüyanın ötesinde gerçek olur ” cümlesiyle hatırlanmaktadır. Bu bölümde ayrıca bugünkü İsrail’in 1900′lü yıllardaki durumundan bahsedilmektedir. Kitapta kullanılan fotoğraflarla bugün modern şehirlerin yükseldiği yerlerin o yıllardaki hali sergilenmekte, Yahudilerin bu bölgeye yerleştiklerinde zor şartlar altında mücadele vererek elde ettikleri başarılar sık sık ifade edilmektedir. Bu arada yine bu bölümde önemli tarihi anlara ışık tutulmaktadır. Bunlardan bir tanesi 1917 yılında İngiliz Dışişleri sekreteri Alfred J. BALFOUR tarafından Yahudi banker Lord ROTHSCHILD’e yazılan ünlü BALFOUR deklarasyonudur. Deklarasyonun metni “Majestelerinin hükümeti Filistin’de Yahudiler için ulusal bir yer verilmesine olumlu bakmaktadır ve bunu gerçekleştirmek için elindeki tüm imkanları kullanacaktır” demektedir.
İkinci bölüm “Bağımsızlığı Elde Etmek” isimlidir. Bu bölümde dünyanın bir çok yeri 1940′lı yılları İkinci Dünya Savaşının enkazı ile hatırlarken bu yılların Yahudiler için, yok olmanın yanında bağımsızlığın kazanıldığı yıllar anlamına da geldiği ifade edilmektedir. 14 Mayıs 1948 günü İsrail bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığı ilan ederken David Ben-GURİON şu sözlerle halkına hitap etmiştir “İsrail ülkesinde Yahudiler yetiştiler. Bu yetişmeden İsrail ülkesi ruhsal, dinsel ve politik özeliklerini kazandı�Bu sebeple şu an itibarı ile, İsrail topraklarında bir Yahudi devletinin, İsrail devletinin kurulduğunu ilan ederiz”. Bu ilandan kısa süre sonra binlerce insan Rothschild Bulvarındaki müze civarında sevinç gösterileri yapmak üzere toplanmıştır. 15 Mayıs 1948, bu kez İsrail parlamentosunda yine David Ben-GURİON “Dün İsrail’de sıradışı bir şey oldu ” cümlesiyle başlayan uzun bir konuşma yaptı.
İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte zaten var olan Arap-Yahudi çatışması daha da alevlendi. Bu sıralarda Harel Tugayı isimli yeni bir birlik teşkil edilmişti. Birlik Kudüs’e İsrail’in bağlantısını sağlayacak bir koridor açmayı amaçlıyordu. Bu tugayın komutanlığını daha sonra başbakanlığa yükselecek olan Yitzhak RABİN yapmaktaydı.
İsrail kendisini çevreleyen Arap ülkeleri ile savaşırken bu arada sürekli Yahudi göçü almaya devam etti. Devlet bir yandan da yeni gelen bu insanların hayatta kalabilmesi ve ülkenin sistemine adapte olabilmesi için destek sağlamaya çalıştı. Yahudiler dünyanın dört bir köşesine dağılmış olduğundan gelen göçmenler tamamiyle birbirinden farklıydı. Bu durum devlet için üstesinden gelinmesi oldukça zor bir problem teşkil ediyordu. Herkes kendi yaşam ve düşünce sisteminin yeni kurulan İsrail devletine egemen olmasını istiyordu. Bir yandan Avrupa ve Amerika’dan göçmüş kültürlü ve varlıklı Yahudiler, diğer taraftan komünist ülkelerden gelmiş aydın ve komünist Yahudiler, Kuzey Afrika’dan, Orta Doğu ülkelerinden ve Asya’nın uzak yerlerinden gelmiş göreceli olarak daha az kültürlü Yahudiler… Tüm bu insanların bir arada yaşaması gerekiyordu ve şartlar özellikle ilk zamanlarda çok ağırdı. Herkes göreceli olarak daha iyi durumda olan sahil kesimlere yerleşmeyi planlıyordu. Ama bu mümkün değildi. Devlet tüm toprakların savunulması ve Arap azınlık yanında çoğunluğun elde edilmesi için istemeseler de yeni göçmenleri değişik yerlere gönderdi. Bu arada Araplarla çatışmalar hiç dinmedi. 1956 yılında Mısır ile Sina Yarımadasında Dört Gün Savaşı yaşandı ve kazanıldı. Benzer durum 1967′de bu kez Altı Gün Savaşı ismiyle tekrar yaşandı ve İsrail bu savaştan da galip ayrıldı. 7 Haziran 1967 tarihinde Yahudi askerleri yaklaşık 2000 yıl aradan sonra Kudüs’e galip bir ordunun mensubu olarak girdiler. Bu İsrail tarihindeki en önemli olaylardan biriydi. Savaşlar ve çatışmalar Filistinli Arapların hayatını sürekli zorlaştırdı. İsrail devamlı olarak büyürken Arapların büyük bölümü canlarını kurtarıp mülteci kamplarına sığınmak zorunda kaldılar.
Diğer taraftan İsrail’in değişik alanlardaki faaliyetleri de devam etti. 1977 yılında Maccabi Tel Aviv takımı Avrupa basketbol şampiyonu oldu. Bu olay İsraillilerin kendilerine olan güveninin artmasını sağladı. Hatta bir oyuncu maçtan sonra “Artık haritadayız” yorumunu yaparak bir ülke karakteri kazanmanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu ifade etti.
Özellikle Yitzyak RABİN döneminde Araplarla barış planları yapıldıysa da bu mümkün olmadı. Rabin aşırı sağcı bir Yahudi tarafından suikast sonucu öldürüldü ve İsrail 50nci yılını da kan ve savaş dolu bir ortamda geçirdi.